Anasayfa arrow İnsani Yardım arrow 35. Sayı arrow GÖZLEM: Mavi kelebeğin izinde...*
GÖZLEM: Mavi kelebeğin izinde...* PDF Yazdır E-posta
Yazar Cihat Gökdemir   
Image“Geçmişi unutmayın ama geçmişte de yaşamayın.” diyen Aliya’nın, geçmişi unutmayan ama geçmişte de yaşamayan halkının Srebrenitsa’da yaşadığı acılara ortak olmak için çıkıyoruz yola.

13. senesine giren Srebrenitsa Katliamı’nı anma programına bu sene Türkiye’den katılım yoğundu; İHH’nın yapacağı canlı yayını ortak yayınlayacak olan yedi özel televizyon kanalı ve TRT ile birlikte, kalabalık bir grup vardı Bosna’da.
Geçen yılki toplu defin merasiminden sonra yeni toplu mezarlardan çıkartılan ve kimliği tespit edilebilen 307 şehidin defin merasimi, dünya televizyonlarının ilgisi nedeniyle bu sene daha fazla insanın Srebrenitsa’da yaşanan dramdan haberdar olmasına vesile oldu.

Bosna’yı, Bosna Savaşı sırasında kurulan İHH’nın ekibiyle ziyaret etmek, benim için bambaşkaydı. Bosna’nın İHH için, İHH’nın da Boşnaklar için çok özel bir anlamı vardı. Sokakta karşılaştığımız Boşnakların, özellikle savaş sırasında Bosna’ya yardım getiren İHH ekibini gördüklerinde gözlerinde beliren minnet duygusu, onlara sarılışlarındaki farklılık, gıpta edilecek şekildeydi.
Srebrenitsa’ya geçmeden bir gece önce, “Bosna’nın Çanakkale’si” de denen Gorajde’ye geçiyoruz. Ortasından Drina Nehri akan bu güzel şehir, üç sene boyunca tüm yokluklara rağmen Çetniklerin her türlü barbarlığına karşı direnmiş; halen duvarları delik deşik “gazi” bir şehir… Şehrin kurtuluş mücadelesinde bulunan ve savaştan sonra da gençlerin eğitimi için uğraş veren Nejat Kurtoviç misafir ediyor bizleri. Şehrin en önemli sosyal kurumlarından biri olan ve İHH’nın Gorajde’de yardım çalışmalarını yürütmesine destek veren Preporod (Yeniden Doğuş) Derneği’nde Türkçe ve Boşnakça ilahilerle karşılanıyoruz.

Image

Image11 Temmuz sabahı Srebrenitsa’ya, yani savaşın en fazla zarar verdiği Doğu Bosna’ya doğru yola çıkıyoruz. Bu bölge aynı zamanda Bosna Sırp Cumhuriyeti bölgesi. Bu bölgenin köylerinden ve şehirlerinden geçerken, Dayton Barış Antlaşması’nın “barış” değil “ateşkes” anlaşması olduğunu daha net bir şekilde görüyoruz.
Srebrenitsa’nın 6 km kuzeyinde, şehitliğin bulunduğu Potoçari’ye giderken, yol boyu Çetniklerin 13 sene önce yaptıklarını gözümüzde canlandırmaya çalışıyoruz. Savaşın sonlarına doğru BM’nin “güvenli bölge”(!) ilan ettiği bu küçük kasabaya, civar köy ve şehirlerden gelen on binlerce Müslüman Boşnak, ellerindeki silahların teslim edilmesi şartıyla Potoçari’deki fabrikaya dolduruluyor. Hollandalı askerlerin gözetimindeki bölgeyi Çetnikler 15 bin civarında bir orduyla kuşatınca Hollandalılar, silahsızlandırdıkları insanları bu gözü dönmüş Çetniklere teslim ediyorlar. Buna rağmen taşlar ve sopalarla üç gün boyunca direnen Boşnaklar, üç günün sonunda direnişin kırılmasıyla Çetniklerin insafsızlığına terk ediliyorlar. Kadınların tecavüze uğradığı, boyu tüfekten uzun tüm erkeklerin katledildiği bu soykırım 10 gün boyunca dünyanın gözü önünde yaşanıyor.
Potoçari’de defnedilmek üzere bekleyen Neretva Nehri rengindeki tabutlarıyla 307 şehit, alanı dolduran on binlerce insanın gözyaşları arasında isim isim anons edilerek toprağa defnediliyor. Bu esnada, o gün o büyük acıyı yaşayan Boşnak kadınlar, kutsal bir emaneti kabul eder gibi sessizce ağlaşıp, katliam sırasında henüz 2-3 yaşlarında, şimdiyse 14-15 yaşlarında olan ve eşlerinden kendilerine emanet kalan yavrularına sarılıyorlar.
Okunan her ismin oradaki Boşnaklar için eş, oğul, baba, amca, dayı, akraba ve komşu demek olduğunu yüzlerindeki acıdan anlıyoruz. Mezar taşlarındaki doğum ve ölüm tarihlerine bakınca, şehitlerin çoğunun gencecik fidanlar olduğunu içimiz yanarak görüyoruz.
Batı dünyası, gözleri önünde yaşanan bu soykırımı görmezden geldiği gibi, Lahey Adalet Divanı’na giden Boşnakların başvurusuna da, “Soykırım var, ancak sorumlusu yok.” şeklinde özetlenebilecek bir cevap vermiştir. Böylece sorumluluktan kurtarılmış olan Sırbistan da bu karara karşı bir diyet ödemek amacıyla geçtiğimiz aylarda Çetnik kasap Radovan Karadziç’i yakaladığını ilan etmiştir.
Kendi coğrafyalarında büyük acılar yaşayan İslam dünyası ise, Bosna’ya ve Srebrenitsa’ya duygusallıktan öte bir ilgi gösterememiştir.
Şimdi, Bosna ziyaretlerini duygusal içerikten kurtarıp akademik çalışmalar ve hukuki raporlamalarla soykırımın sorumlularının cezasız kalmalarını önleme, Batı’ya ikiyüzlülüğünü gösterme ve Batı medeniyetinin insanlığın kurtuluşu olamayacağını herkese anlatma zamanıdır.


* Mavi kelebekler olarak bilinen Lycaenidae familyasından çok gözlü mavi kelebek (polyommatus icarus). Mavi kelebek, yaban çiçeği artemisi çok seviyor ve bu çiçeğin yetiştiği yerlerde yaşıyor. Yaban çiçeği artemisin özelliği ise özellikle toplu mezarların üzerinde yetişmesi. Toprağın yapısının değişmesi, toprakta oksijenin ve organik maddelerin artması, yaban çiçeği artemis için üreme ve büyüme ortamı oluşturuyor. Srebrenitsa Katliamı’nda katlettikleri Müslüman Boşnakların mezarları bulunmasın diye cesetleri onlarca kilometre uzaklara gömen Sırplar, mavi kelebeği (ve Allah’ı) hiç hesaba katmamıştı. Şimdi toplu mezarlar mavi kelebekler takip edilerek bulunuyor.

Recommend this article...

 
< Önceki   Sonraki >


insaniyardim grubuna kayıt ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et


35. Sayı