İnsani Yardım
Sayı 31
MAKALE: Şaka değil Hindistan | MAKALE: Şaka değil Hindistan |
|
|
|
| Yazar Yusuf Özkan Özburun | |
Her şeyi sanki ilk defa görüyormuşçasına, bakir bir nazar kuşanıp yüreğime, varlığımı mahzun ve kırık bir ayna gibi gezdirdiğim Hindistan caddeleri, sokakları nasıl da derinden titretti gönül telimi...
Aman ya Rabbi! Bir memleket bu kadar canlı, bu kadar can yakıcı, bu kadar zıtlarla iç içe olabilir mi? Bir mikroçiple bir fili yan yana görebilmenin garabeti beni -bu acayiplikler müptelasını- o kadar derinden sarstı ki… Her şeyi sanki ilk defa görüyormuşçasına, bakir bir nazar kuşanıp yüreğime, varlığımı mahzun ve kırık bir ayna gibi gezdirdiğim Hindistan caddeleri, sokakları nasıl da derinden titretti gönül telimi… Hele o insan manzaraları, hele o harlı bir ateşçesine yüzüme yalazlarıyla dokunan derin simalar, karasında kaybolduğum varoluş sisinde gözler… Mevsimin ve coğrafyanın kendine has o egzotik sisinde kayboluşun doğurduğu yitiklik hissinin tarifsizliği… İnsan hayatı böylesine horlanabilir mi, bunca horlanmışlığa rağmen hayatla bu kadar barışık gülümsemeler olabilir mi? Oluyormuş, tanık olduk… Hindistan, 1 milyar 150 milyona yaklaşan nüfusuyla, bir kıta büyüklüğündeki topraklarıyla, özellikle son 15 sene içinde yaptığı ciddi ekonomik atılımlarla, modernizmin ülkenin her noktasına hâlâ sirayet edememesinin getirdiği orijinallikle, çok dinliliğin, çok kültürlülüğün iç içe geçtiği bir tabloda yoğrulan enteresan bir coğrafya; yaşam tarzları ve “insan coğrafyaları” bakımından ise daha da enteresan… Çin’den sonra dünyanın ikinci büyük nüfusunun yaşadığı ülkenin yaklaşık %14’ü Müslüman. Ülkede Müslümanların ekonomik ve sosyal olarak etkin rol oynadıklarını söylemek pek mümkün değil. Aktör olmaktan ziyade yardımcı oyuncu, hatta yer yer figüran rolüne razı olmuş (edilmiş) durumdalar. Kurban Bayramı’nın arifesinde, bir gece vakti, sevgili Ahmet Emin Dağ ve kıymetli Selim Şevkioğlu ile başlayan maceramızda, bize bilgelik dolu asil duruşuyla mihmandarlık eden Zaferulislam Khan üstadla dolaştığımız tüm yerlerde -ki haddinden ziyade yolculuk ettik- Müslümanların gerek günlük yaşayış olarak geliştirilen din pratiği bakımından gerekse İslam, ilim ve yaşama geleneğini yeniden üretememe bakımından Hindularla fazlasıyla özdeş hale geldiklerini görmek oldukça üzüntü vericiydi… Şu manzarayı gözünüzün önüne getirmeye çalışın; bir ikindi üzeri Yeni Delhi’de büyük alim Şah Veliyullah Dehlevi’nin kabrinin de içinde bulunduğu harap haldeki külliyeyi ziyaret ediyorsunuz ve size mükedder gözlerle içlenen bu mekana bakıyorsunuz. Külliyede hâlâ yürütülmeye çalışılan ilmi faaliyetlerin ne kadar zor koşullarda ve ne kadar fakr-u zaruret içinde olduğunu gözlemliyorsunuz… Ne hisseder, ne düşünürdünüz? Geleneksel İslami ilimleri tahsil ve tedris etmeye çalışan bir avuç hasbi insanın gözlerinin ta içine bakmak… Yine düşünün ki, Müslümanlara ait bir dergahı ziyaret ediyorsunuz. Burada bir tür mevlid olan, özel bir enstrümanla icra edilen Kavvali denilen müziği dinliyorsunuz, fakat bu arada dergahta baştan aşağı Hindu geleneklerinin hakimiyetini seyrediyorsunuz. Kabirlere konulan çiçekten taçlar, Hindu seremonilerini andıran ritüeller, aynı nezafetsizlik, aynı koku, aynı tarz-ı hayat… Bütün bunlar yetmiyormuş gibi, Hindu hükümetinin İngiliz tarzı bir demokraside Müslümanlar aleyhine olmak üzere uyguladığı kimi gizli ayrımcı politikalar da cabası. Özellikle Gucerat bölgesinde (Ahmedabad) gördüklerimiz, orada Müslümanlara reva görülen muameleler, doğrusu oldukça iç karartıcıydı. Bölgede çıkan olaylarda Müslümanların evleri Hindular tarafından yakılıp yıkılmış, 200’e yakın Müslüman hayatını kaybetmiş, binlerce insan da evlerinden kopup şehir çöplüğünün hemen dibindeki izbelerde yaşamaya mahkum edilmiş, buralarda yaşanan sefalet manzaraları akıllara ziyan görüntülerdi… Ev denilen izbe mekanlarda üst üste yaşayan, çocukları sokak aralarının pis su birikintilerinde oynaşan, 20 m²’lik bir odada hiçbir teçhizat ve öğretmen olmadan eğitim almaya çalışan insanları görmek en gaddar vicdanları bile sızlatacak cinstendi… 200 milyondan fazla insanın sokakta yaşadığı, 400 milyondan ziyadesinin açlık sınırında günlük bir iki dolarla yaşama tutunduğu düşünülürse kafamızdaki Hindistan fotoğrafı daha bir belirginleşir. Gökdelenler, lüks binalar, bilgisayar ve yazılım şirketleri, bakımlı ve görkemli bayındır insanlar hiç mi yok bu ülkede? Var var olmasına, ama azınlık ve çoğunluk arasındaki mesafenin fazlalığı dehşet verici. 1800’lü yıllardan itibaren gelip bu mazlum insanların üzerine çullanan eli kırbaçlı, başı fötr şapkalı sömürgeci İngilizler, yaklaşık 150 yıl sonra ayrılmışlar buradan, ama geride tüketilmiş nice kaynaklar, köleleşmiş nice ruhlar, zorba efendisine benzeyerek onu aratmayıp halkına yabancılaşan maymun fırsatçılar bırakmışlar. Üzerine bir kitap yazılmayı hak eden Hindistan seyahati bende sevinçten ziyade hüzünlü duyguları harekete geçirdi; lakin bir yumurtaya baktığında sadece tavadaki omleti gören bir gözden çok, “potansiyelin gücü”ne inanarak o yumurtada bir canlının durduğunu bilmek, umudu hepimize yeniden hatırlatıyor. ![]() |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
Çatışmaların eksik olmadığı, her gün onlarca insanın hayatını kaybettiği, elektrik, su, şehir altyapısı ve belediyecilik hizmetlerinin yok...
SEMİNERLER: 12.06.2008, Avcılar/İstanbul Avcılar’da İlim Kültür ve Hizmet Vakfı,...
Toplumların daha sağlıklı ve her bakımdan huzurlu bir şekilde yaşamasını temin gayesiyle insanlara ve hatta hayvanlara yardım prensibini kanun haline ...
Bu yıl yağmurların geç başlamasıyla ekinlerin büyük zarar gördüğü ve kuraklık sebebiyle birçok insanın hayatını...
Mağdur mültecilere giysi yardımları İHH, Kırklareli Gazi Osman Paşa Yabancı Kabul ve Barındırma Merkezi’nde geçici olarak...
İHH İnsani Yardım Vakfı, Mart 2008’de 59 Filistinli yaralıyı 30 refakatçisiyle birlikte özel bir uçakla Türkiye’ye...
Moğolistan’da vakfımızın toplu sünnet programı, gıda dağıtımı, okul açılışı, sağlık taraması gibi bir dizi projesini gerçekle...