İnsani Yardım
Sayı 28
KÜLTÜR: Bir zamanların selamet şehri Bağdat | KÜLTÜR: Bir zamanların selamet şehri Bağdat |
|
|
|
| Yazar Murat Özer | |
Abbasi halifesi Mansur, Bağdat’a, Kur’an-ı Kerim’de cennet manasında kullanılan “Darü’s-Selam” kelimesinden hareketle “Medinet’üs-Selam” adını verir. Bağdat gerçekten de kısa sürede, insanların kendilerini güvende hissettikleri bir “selam yurdu”na dönüşür.
ABD’nin Irak’ı işgali sonrası, yağmadan kurtulmayı başaran ve Bağdat müzelerini dolduran binlerce eser, Amerikalı askerlerin ve profesyonel hırsızların eliyle Batı başkentlerine taşındı. Günümüzün çağdaş haramileri olan müzayedecilerin, Batılı zenginlerin ve Batı’nın sözde bilimsel mekanları olan üniversitelerin müzeleri, bu yağmadan elde edilen eserlerle dolmuş durumda. Batı’nın talan ettiği bu topraklar bir zamanların medeniyet merkezi ve kültürlerin buluşma noktasıydı. Halifenin şehri Bağdat Bağdat, hilafeti Emevi Hanedanı’nın elinden alan Abbasiler tarafından miladi sekizinci yüzyılda Halife Ebu Cafer el-Mansur tarafından eski bir Fars yerleşiminin yakınında inşa edilir. Şehir; güvenli, dışarıdan gelebilecek saldırılara karşı korunaklı ve verimli bir toprak parçası arayışlarının neticesinde “bir hilafet yurdu” olarak kurulur. Bundan dolayı, ilk yıllarda adı “Medinet’ül-Hulefa” olarak kabul edilir. Abbasi halifesi Mansur, buraya Kur’an-ı Kerim’de cennet manasında kullanılan “Darü’s-Selam” kelimesinden hareketle “Medinet’üs-Selam” adını verir. Bağdat gerçekten de kısa sürede, insanların kendilerini güvende hissettikleri bir “selam yurdu”na dönüşür. Abbasilerin ilk ve de en önemli mimari eseri şüphesiz, Bağdat şehrinin kendisidir. Halife el-Mansur (754-775) tarafından yuvarlak bir mimari düzende tasarlanan şehir, adeta abidevi bir mirası takip etmek istercesine 2600 metre çapında dairevi bir yapıda inşa edilmiştir. Bu dönemde şehrin dört ana girişi vardır: Bab’ül-Kufe, Bab’ül-Basra, Bab’ül-Horasan ve Bab’üş-Şam. Şehrin merkezinde büyük bir cami ve halifenin sarayı bulunmaktadır. Merkezden itibaren dışarıya doğru gelişen peş peşe üç sur dizisi vardır. Şehir böylece dışarıdan gelecek saldırılara karşı tahkim edilmiştir. Bağdat şehrini çeviren surlar 1095 yılında inşa edilmeye başlanmıştır. Surların uzunluğu hakkında bilgi veren Evliya Çelebi, kale duvarları üzerinde yürüyerek, surların uzunluğunun 28.800 adım olduğunu söyler. Dicle Nehri’nin doğal bir hendek işlevi gördüğü surların, nehirle sur arasında kalan kısmına ise hendekler kazılmıştır. Abbasilerin en parlak devrinde, nüfusunun 2,5 milyonu bulduğu tahmin edilen Bağdat şehrinin planını, dört mimarın çizdiği bilinmektedir. Halife Mansur, şehrin inşası için on binlerce işçiyi geceli gündüzlü çalıştırmış, tüm bu inşa faaliyeti ve yapılan masraflar ayrıntılı bir biçimde kayıt altına alınmıştır. Şehrin içinde her meslek grubu için müstakil olarak düzenlenmiş çarşılar bulunuyordu. Manav, bakkal, kitapçılar, ayakkabı ve kumaş tüccarları için kemerli bağımsız yapılar, kısa sürede Bağdat’ı bir ticaret merkezi haline getirmişti. Bağdat’ta ABD işgaline kadar korunan mimari yapıların çok büyük bir bölümü, Türklerin hakimiyetleri döneminde inşa edilmiştir. Selçuklular, Zengiler, zaman içerisinde bölgede kurulan diğer Türk devletleri ve nihayet Osmanlı Devleti, Bağdat’a özel bir önem vermiş, adeta bu şehri ilim merkezi yapabilmek için varını yoğunu sarf etmiştir. TürbelerBağdat türbeleri aynı zamanda büyük bir sosyal işlevi de içinde barındırmaktadır. Bu sebeple sadece bir mezar yapısı olarak değerlendirilmemelidir. Bu yapılar türbe etrafında gelişmiş büyük birer ilim merkezi ve sosyal faaliyet alanlarıdır. Bu yapılar zaman içinde cami, zaviye, han ve misafirhaneler gibi birçok yapıyı bünyelerine alarak büyük birer külliye haline dönüşmüşlerdir. Külliyeler ve medreseler Halifenin yurdu Bağdat, bir yandan batı ve doğudaki düşmanlarına karşı direnirken, aynı zamanda ilmi açıdan da bir cazibe merkezi haline geliyordu. Tarihçi el-Makrizi (v.845), Abbasi Halifesi el-Mutezid Billah’ın Bağdat’taki sarayını inşa ederken sarayın yanına büyük bir medrese tasarladığını söylemektedir. Bu yönüyle İslam tarihindeki ilk medrese fikrinin hicri üçüncü yüzyılda ortaya çıktığını söyleyebiliriz. Nizamiye Medresesi Nitekim, eğitimcilerine düzenli maaş verilen, sistemli bir öğretim programının uygulandığı yüksek öğrenim kurumu olarak görev yapan bir medrese ile ilk olarak Bağdat’ta karşılaşırız. Büyük Selçuklu Devleti’nin ünlü veziri Nizam-ül Mülk tarafından 1067 yılında yaptırılan Nizamiye Medresesi, kendinden sonraki eğitim kurumlarını hem mimari tasarım hem de müfredat yönünden etkilemiştir. İmam Gazali gibi meşhur İslam alimlerinin müderrislik yaptığı Nizamiyelerin müfredatında sadece fıkıh, siyer, tefsir ve hadis gibi dini ilimler değil, aynı zamanda edebiyat, astronomi ve mantık gibi beşeri ilimlerin de bulunması medresenin çok yönlülüğüne işaret etmektedir. Ehl-i sünnet akidesini yaygınlaştırmayı ve sahih bir inancın ulema eliyle öğretilmesini temel olarak kabul eden Nizamiye Medresesi kısa zamanda gelişmiş, bu isimle anılan onlarca medresenin kurulmasına öncülük etmiştir. Ücretsiz ve yatılı eğitim kurumları olan bu medreselerin amaçları arasında ulema yetiştirmenin dışında, devlete memur ve yönetici yetiştirmek de vardı. Hatta öğrencilere bir miktar harçlık da kurum tarafından verilmekteydi. Bu yönüyle de medreseler bilgiyi sadece zengin, varlıklı bir zümrenin değil halkın malı haline getirmeyi başarmıştır. Nizamiye medreselerinden sonra medrese geleneği İslam coğrafyasının hemen her bölgesine yayılmış ve başta devlet adamları olmak üzere toplumun ileri gelenleri tarafından kasaba ve köylere varıncaya kadar çok sayıda medrese inşa ettirilmiştir. İmam-ı Azam Ebu Hanife Külliyesi Hanefi mezhebinin kurucusu Ebu Hanife’nin 767 yılında yapılan kerpiç mezarı üzerine 1067 yılında bir türbe inşa edilmiştir. Daha sonra türbe, cami, medrese, ribat (kervansaray), hamam ve imarethaneleriyle genişleyen külliye, bugüne kadar çeşitli devirlerde restorasyona tabi tutulmuştur. Ehl-i Sünnet’in en önemli mekanlarından biri olarak bugün de Irak’ın en güzide eserleri arasında sayılmaktadır. Külliye, bugün ayakta kalan yapılarıyla 50 bin m²’lik büyük bir alana yayılmış durumdadır. Türbe, Irak’ta Osmanlı’dan özgün bir biçimde günümüze ulaşan tek yapıdır. ![]() Camiler Samerra Ulu Camii Abbasi Hanedanı’nın bir süre kullandığı, daha sonra ise terk ettiği Bağdat yakınlarındaki Samerra şehrinde inşa edilen yapı, tarihte yapılmış en büyük cami özelliğini taşımaktadır. Mezopotamya zigguratlarını andıran Malviyye isimli helezonik minaresi 33 metre yüksekliğindedir. Müezzinlerin atlarıyla çıkabildikleri minare beş dönüşten sonra şerefeye ulaşmaktadır. Efsanevi Babil Kulesi’ni çağrıştıran minarenin dünyada bu ölçüde bir başka benzeri yoktur. Samerra Camii, Abbasilerin hilafet vurgusunu güçlendirmek ve otoritelerini tüm dünyaya haykırmak için tasarladıkları sembolik bir yapı olarak tarihe geçmiştir ve bugün Irak’ın dünyada tanınan en önemli eseridir. Ticaret hanları Bağdat, özellikle Osmanlı devrinde önemli bir ticaret merkezi haline gelmiştir. Hindistan gibi doğu ülkelerinden gelen ticari yüklerin Basra Limanı’na, buradan kuzeye Anadolu’ya ve Şam üzerinden Akdeniz limanlarına ulaştığını biliyoruz. Ticari sirkülasyonun yoğun olduğu şehirdeki atmosferi bu dönemde doğuya seyahat eden Batılı seyyahların gezi notlarından öğrenmekteyiz. Şehirde inşa edilen külliyelerin imarethaneleri, Müslüman tüccarların konaklamasına olanak verecek şekilde tanzim edilmiştir. Bu yapılar ilim merkezleri olmalarının yanı sıra, ticari hayatı da diğer Osmanlı şehirlerinde olduğu gibi takviye etmişlerdir. Minyatür sanatı Bağdat minyatür sanatı için bir ekol olmuştur. Osmanlılara kadar, Selçuklu ve İran zevkini yansıtan Bağdat minyatürleri, sanatsever idarecilerin de desteğiyle 16. yüzyılda yerini bugün Bağdat ekolü dediğimiz bağımsız ve özgün bir üsluba bırakmıştır. Sanatçıları himaye edip teşvik etmede Osmanlı bürokrasisi içinde önemli bir yeri olan Sadrazam Sokullu Mehmet Paşa’nın oğlu Hasan Paşa’nın valiliği esnasında Bağdat minyatürleri, İstanbul’u aratmayacak bir kalite ve özgünlüğe kavuşmuştur. |
| < Önceki |
|---|
Azerbaycan'ın başkenti Bakü’de bulunan Çeçen mültecilere yönelik düzenli yardımlarına devam eden İHH İnsan...
Ben olmaktan sıyrılıp teslimiyetle beraber biz olmanın, dayanışmanın ve bununla gelen rahmetin, bereketin ve mutluluğun yoğunlaştığı vakit geldi. ...
İHH İnsani Yardım Vakfı, Orta Asya’da mültecilerin yoğun olarak bulunduğu Pakistan’da insani yardım faaliyetlerine devam ediyor. Mans...
Afrika’ya sekiz yeni mescit daha Afrika’nın çeşitli bölgelerinde mescitler inşa ederek bölge halkının i...
İki milyona yakın bir Müslüman nüfusa sahip olan Nepal’de İHH İnsani Yardım Vakfı’nın desteğiyle gerçekleştirilen te...
Sponsor Aile projemize ilgi büyük İHH İnsani Yardım Vakfı’nın, dünyadaki mağdur yetimlere kucak açmayı hedef ed...
Bulgaristan’da 300 çocuğu sünnet ettirdik Bulgaristan’da Müslümanlara destek olmaya devam eden İHH İnsani...