Anasayfa arrow İnsani Yardım arrow Sayı 28 arrow KÜLTÜR: Osmanlı'da bir hac geleneği; Surre alayları
KÜLTÜR: Osmanlı'da bir hac geleneği; Surre alayları PDF Yazdır E-posta
Yazar IHH   
KÜLTÜR: Osmanlı'da bir hac geleneği; Surre alaylarıOsmanlı, Hicaz’ın yönetimini aldığında, İslam coğrafyasını ilgilendiren pek çok vazifeyi de hakkıyla yerine getirmeye çalışır. Bu sorumluluklar içinde yer alan hac yolculuğu, Osmanlı dünyasına ait hassasiyet ve renklilikle hayata geçirilir. Haremeyn’e uzanan surre yolculuğu, aslında Abbasiler (750-1258) zamanında başlamış olsa da surre alaylarının ihtişamı ve organizasyonun içeriği, Osmanlı’nın büyümesine ve güçlenmesine paralel olarak daha da renklenir.

Çok genel bir ifade ile “surre”, padişahların hac mevsiminden önce, İstanbul’dan Haremeyn’e özel bir tören eşliğinde ve alay nezaretinde gönderdikleri armağanlardır. Bu armağanlar o bölgenin ileri gelenlerinden yardıma muhtaç olanlarına kadar herkese dağıtılır. Haremeyn’e düzenli olarak ilk surre, Abbasiler döneminde gönderilir. Fatımiler, Eyyubiler ve Memlukler de Hicaz halkının sempatisini kazanmak amacıyla surre göndermeye devam ederler.

Hakkında çok kesin bir bilgi olmasa da, Osmanlı merkezinden ilk surrenin Çelebi Sultan Mehmet (1403-1421) tarafından gönderildiği kabul edilir. Ardından saltanata geçen her padişah kendi döneminin sosyal, kültürel ve ekonomik yaşantısına paralel bir şekilde surre alayları tertip eder. Osmanlı, Hicaz’ı topraklarına katarak aslında tüm İslam dünyasının sorumluluklarını da sırtladığının farkındadır. Bu yüzden Osmanlı sultanları tarafından, Mekke ve Medine’nin kutsallığından hareketle o topraklarda yaşayan fakirlere, Haremeyn-i Şerifeyn’de hizmet eden din görevlilerine ve Mekke-Medine emirlerine her sene hac mevsimi yaklaşınca para ve çeşitli hediyeler gönderilir. Bu davranışın ardında öncelikle, Osmanlı’nın Hicaz’a duyduğu sorumluluk duygusuna paralel olarak, o topraklara duyulan sevgi ve saygı yatmaktadır. Osmanlı’nın, düzenlemiş olduğu surre alayları ile bir taraftan da siyasi gücünü kullanmış olduğu bilinmelidir.

Surre alayları dahilinde gerçekleşen Osmanlı hac seyahatleri, aslında on binlerce kişiden oluşan ve aylarca süren meşakkatli bir kervan yolculuğudur. Bu yolculuğun birkaç güzergahı vardır: Öncelikli olarak Şam ve Kahire hattı, İstanbul’dan çok uzaklara yapılacak hac yolculuğunun resmi güzergahı olarak karşımıza çıkar. Diğer bir yol ise Yemen güzergahıdır. Safevi-Osmanlı ilişkileri yüzünden işlek bir yol haline gelemeyen Basra-Hicaz-Arabistan kervan yolunu da diğer bir güzergah olarak sayabiliriz. Deniz yolunu tercih edenler için öncelikli güzergah ise İstanbul-Kahire hattıdır. II. Abdülhamid döneminde askeri amaçlı olmasının yanı sıra hac yolculuğunu kolaylaştırmak için de düşünülen Hicaz Demiryolu hayata geçirilmişse de Medine’ye varan hattın, Mekke ve Cidde’ye uzatılma düşüncesi imparatorlukta yaşanan sorunlar neticesinde işletilemez.


Surre Alayı yola çıkmadan önce İstanbul'da yapılan merasimlerden bir görüntü
Hac yolculuğunun İstanbul’daki buluşma adresi Üsküdar’dır. İstanbul’da surre alayları, Darüssaade ağalarının yönetimi ile, törenler eşliğinde hazırlanır. Defterdar, reisülküttab ve nişancı bu törenlerde hazır bulunur. Padişahın surre sandıklarının içinde yardım parasının yanı sıra nadir halılar, avizeler, şamdanlar, halılar ve Kabe örtüsü gibi kıymetli hediyeler de yer alır. Mekke Şerifi’ne gönderilecek olan, padişahın mührü ile mühürlenmiş mektup, surre defterleri ve surre keseleri padişah mühürleri ile mühürlendikten sonra Darüssaade ağalarına, ardından hilat giyen Surre Emini’ne teslim edilir. Her tarafı süslenen surre devesine hediyeler yüklendikten sonra, deve bahçede üç defa dolaştırılır. Padişah üçüncü dönüşün ardından deveyi Surre Emini’ne teslim eder. Bu törenlere dönem dönem Topkapı Sarayı, Dolmabahçe ve Yıldız sarayları ev sahipliği yapar. Halkın büyük teveccüh gösterdiği bu merasimlere selâtin şeyhleri Kur’an okuyarak, müezzinler ise naat-ı Nebevi ile eşlik eder. Ekonomik sorunlar yüzünden İstanbul’dan hacca gidemeyenlerin kutsal topraklara gönderdikleri feraşet çantaları aslında İslam dininin kendi içindeki nezaketi ve hassasiyeti bir şekilde ortaya koyar.  Anlaşılan odur ki; kutsal topraklara yalnız padişah ve saray erkânının değil her kim dilerse onların armağanları, bir yüzünde gönderenin, arka yüzünde alacak kimsenin adresleri işli olan feraşet çantaları ile gönderilir. Bu çantaların içine İstanbul’da kalan ama gönlü ruhu kutsal topraklarda olan kişilerin bütçeleri mukabilinde ayırdıkları yardımlar konulur. Yardımı alan fukara,  Kabe’de kutsal yolculuğa çıkamayanlar ve hac ibadetini yerine getiremeyenlere dualar eder. Dönüşte ise feraşet çantaları, kendilerine yardım gönderilen fukaralar tarafından zemzem, hurma, akik yüzük, kına, ödağacı gibi küçük hediyelerle doldurularak İstanbul’a gönderilir. İslam dininin vecibelerinden olan hac görevi, bir taraftan manevi hayatı beslerken diğer taraftan birbirlerinden habersiz, arada mesafelerin, çöllerin olduğu farklı coğrafyalarda yaşayan insanları ortak bir paydada toplar; birbirlerini muhabbet bağları ile bağlar.

Kesin bir tarih olmamakla birlikte Recep ayının 12’si, İstanbullu hacıların ayrılış tarihidir. Kahire’ye gelindiğinde ise yorucu çöl yolculuğu başlamadan evvel kervan, büyüklüğüne göre katar denilen alt gruplara bölünür. Kervanın önünde çöl hayatını bilen bedevi kılavuzlar yer alırken; onları peşi sıra sakalar ve ileri gelenlerle surre askerleri tarafından korunan surre takip eder. Hazinenin yakınında genellikle değerli mallar taşıyan tüccarlar yer alırken hacı adayları kervanın sonlarında hareket eder.

Hac yolunda yaşanan sorunların başında güvenlik meselesi gelir. Yavuz Sultan Selim’den itibaren “Hâdim’ül-Haremeyn” unvanı da alan Osmanlı padişahları, Suriye ve Arabistan çöllerini aşarak kutsal hac vazifelerini yerine getirmeye çalışan hacıların can güvenliklerinin emniyet altına alınmasına özen gösterir. Örneğin, Kanuni Sultan Süleyman devrinde hac kervanına 150 yeniçeri ve 1000 sipahi refakat eder. 1630, 1670 ve 1750 yıllarında hac kervanlarına çok şiddetli saldırılarda bulunan bedevilerin 1757’de Şam kervanının dönüş yolunda gerçekleştirdikleri saldırıda pek çok hacı hayatını kaybeder. Bunun yanı sıra Osmanlı, hacıların yol emniyetini, inşa ettikleri kalelerle de güçlendirmek ister. Güzergah üzerindeki yöre halklarını da bu kaleleri ve hacıların su ihtiyaçlarını korumaları için organize eder. Yine hacıların ihtiyaçlarını karşılamak amaçlı kurulan pazarlar da bu organizasyon dahilinde yer alır. Sadece padişahlar değil, onların yakınları da bu etkinliklerde önemli rol oynar. Mesela, I. İbrahim (1640-1648)’in annesi fakir hacıların su masraflarını karşılamak için bir vakıf kurar. Hiç şüphesiz, su meselesi hac yolunda yaşanan önemli sorunlardan birisidir. Bu sebepten çöldeki birçok konak yeri, kuyu ve sarnıçlar, küçük karargahlar tarafından savunulur.

Sure Alayı Medine’ye girmeden önce şehre yarım saatlik mesafede durulur ve kervana çeki düzen verilir. Kervanın Medine’ye girişi top atışları ile kutlanır. Medine halkı hacı adaylarını zembillerle karşılar, onlar da Medine halkına gönüllerindeki niyetler doğrultusunda çeşitli hediyeler verir. Ardından Mekke’ye seyir başlar. Mekke’ye varmadan önce de kervana çeki düzen verilir ve şehre girilir.

Mekke’de hac organizasyonu dahilinde diğer zamanlara nazaran daha farklı günler yaşanır. Öncelikle, hac mevsiminde nüfusu birkaç kat artan Mekke’nin sokakları temizlenir. Osmanlı, özellikle kutsal vazifeyi yerine getirmek için canlarını ve mallarını bu yola sarf eden hacıların, huşu içinde ve sağlıklı bir ortamda vazifelerini yerine getirmeleri için elinden gelen her şeyi yapar.

Hac törenleri, İslam coğrafyasının kalbine yapılan meşakkatli yolculuğun ardından, tüm dünyevi arzulardan uzak bir ruh dinginliğinde yerine getirilir. Hacı adaylarının kutsal vazifelerini rahat bir şekilde yaptıklarını bildirmek üzere en kısa zamanda İstanbul’a müjdecibaşılar gönderilir. Osmanlı kayıtlarında Mekke’yi ziyaret eden hacıların sayısını belirleyebilmek zordur. 1082 (1671)’de hacca giden Evliya Çelebi, Müzeyrib Kalesi’nde hacı sayısının 50.000, Araf tepesinde ise 70.000 olduğunu bildirir. Pek çok eserde farklılık gösteren Üsküdar’dan Mekke’ye gidiş ve dönüş yolculuğu süresini, 18. yy. yazarlarından Mehmet Edip 8,5 ay (265 gün) olarak kaleme alır. Surre Emini Üsküdar’a vardığında Mekke Emiri’nin nâmesi, Sadrazam tarafından Padişah’a takdim olunur.

Sosyal, ekonomik, dini ve siyasi yönleri ile surre alayları ve hac, Osmanlı toplumu için dinamik bir organizasyondur. Osmanlı, en son surreyi 1918’de gönderir. Dolayısıyla Osmanlı, topraklarında zor ve meşakkatli günler yaşanırken dahi sırtlamış olduğu vazifeyi yerine getirmeye çalışır. Hiç kuşkusuz Mekke-Medine’ye surre göndermenin önemli sebeplerinden biri, kutsal beldeye duyulan hürmet ve sorumluluktur. Unutulmamalıdır ki; bu anlayışı, Osmanlı’nın şefkat eli ile uzanan bir hizmet anlayışını benimsemesi besler.

Recommend this article...

 
< Önceki   Sonraki >


insaniyardim grubuna kayıt ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et


35. Sayı