Anasayfa arrow İnsani Yardım arrow Sayı 29 arrow İşgale karşı alternatif bir eğitim modeli: Çöl Üniversiteleri
İşgale karşı alternatif bir eğitim modeli: Çöl Üniversiteleri PDF Yazdır E-posta
Yazar Ömer Faruk Korkmaz   
İşgale karşı alternatif bir eğitim modeli: Çöl Üniversiteleri Tarihte, adı altın harflerle yazılan bazı ülkeler veya şahıslar vardır. Bunların isimleri ne zenginliklerinden dolayı ne de askeri güçlerinden dolayı günümüze kadar ulaşmıştır. Osmanlı tarihinde birçok alim olmasına rağmen günümüzde en çok adı anılan, Akşemseddin’dir. Akşemseddin, Fatih Sultan Mehmet gibi bir devlet başkanı ve askeri bir dehayı yetiştirmiş, onun manevi terbiyesini vermiş gerçek bir kahramandır. Son dönemlerde birçok siyasi liderin, iş adamının manevi terbiyesinde rol oynamış Mehmed Zahid Kotku da böyle şahsiyetlerden birisidir. Bu tip şahsiyetler kendi başına bir üniversitedir ve ortaya koydukları ürünlerle anılırlar.
1960’larda Fransız işgalinden kurtulan Moritanya, dünyanın en fakir ülkelerinden birisi olmasına rağmen, bu ülkede yetişmiş alimler ülkeyi uluslararası gündemden hiç düşürmemişlerdir.

Batı ve Kuzey Afrika’nın tamamını işgal eden Fransızlara karşı Cezayir’de uzun yıllar süren, bir milyon insanın şehit olmasına neden olan silahlı bir direniş sergilenirken; Moritanya halkı ise, gerek nüfusunun çok az olmasından gerekse imkansızlıklarından dolayı Fransızlara karşı kültürel ve ilmi direniş yolunu seçmiştir.

Bölgeye Fransızcayı hakim kılan ve yerel kültürel değerleri yok etmek isteyen Fransa’ya karşı, aydınlar ve alimler öğrencilerini alıp çöllere çekilmişlerdir. Halk, Fransız kültürüne ve diline karşı sessiz ve derin bir direniş başlatmıştır. Bölgede yüzyıldan fazla kalan Fransa, şehirlerde bir şekilde etkin olmasına rağmen çöllerde gelişen çok güçlü eğitim sistemine müdahale edememiştir.

Çöllerde yürütülen eğitim kurumlarına “mahdara” adı veriliyor. Bir mahdaranın oluşumu için bir hoca ve bir öğrenci yetiyor. Zamanla öğrenci sayısı artıyor. Yakın zamana kadar bu mahdaraların tamamı seyyar okullar olarak yürütülüyordu. Çöllerde, bizim Yörük kervanlarına benzeyen gruplar halinde göçebe yaşayan bu hoca ve talebeler sürekli hareket halinde idi. Bu mahdaralarda ilkokuldan üniversite düzeyine kadar eğitim veriliyor. Bundan dolayı Moritanlar, “Biz üniversiteyi develerin sırtına kurduk.” diye övünüyorlar.

Ancak Fransızlar, yüksek lisans düzeyinde ve çok kaliteli bir eğitim almış olan mahdara mezunlarını, Fransızca bilmedikleri için okuma yazma bilmeyenler arasında sayıyorlardı. Fransızlara göre okumak yazmak demek, Fransızca bilmekten geçiyordu. Bağımsızlıktan sonra mahdara mezunları, ülkenin siyasal ve kültürel hayatına damgalarını vurarak bunun böyle olmadığını gösterdiler.

Mahdara eğitim sistemi tamamen ezbere dayanıyor. Çölde zihni çok temiz olarak yetişen öğrencilere ne verirseniz ezberliyorlar. Moritanya alimleri, bütün ilimleri şiire dökmüşler. Halk şiire çok yatkın olduğu için mahdarada bütün ilimler şiir olarak ezberleniyor. Fıkıh, siyer, usul ilimleri, tarih, coğrafya, tıp ve hukuk; kısaca bütün ilimler şiir şeklinde ezberletiliyor. Hukuk fakültesinde okumak için Fas’a giden eski kültür bakanı Muhammed Salim adlı bir alim, Arapça olarak okuduğu Fransız hukukunu dahi on bin beyitte şiir haline getirmiştir.

Moritanya’da okuma yazma bilen herkes şair hükmünde. Çünkü hepsinin zihninde binlerce beyit var. Sıra geceleri bu ülkede, şiir atışmaları şeklinde geçiyor. Sosyal hayat, şiirli sohbetlerden ibaret. Üç milyonluk ülkenin bir milyondan fazlası şair. Bundan dolayı Moritanya, bir milyon şairin ülkesi olarak biliniyor.

Bu eğitim kurumları sayesinde, ülkenin milli kültürü ve dili korunmuştur. Bütün Fransızlaştırma çabalarına ve resmi kurumlarda yüz yıldan fazla bir süredir Arapça eğitimi verilmemesine rağmen, ülke 1960’ta bağımsızlığına kavuşur kavuşmaz Arapça eğitime geçilebilmişse, bu, mahdaraların sayesinde olmuştur.

Mahdaralar çöllerde hala eğitimini sürdürüyor. Defter, kitap yerine küçük ahşap levhaların kullanıldığı mahdaralarda yaşam tamamen bedevi kültüründen ibaret. Bedevi; çöl şartlarında, yani badiyede yetişmiş adam anlamına gelir. Bedevi, Moritanya’da kültürlü insanı ifade ediyor.

Çölün sosyal şartları çok zor olduğu için Türklerin bu ortamda okumaları, yaşayabilmeleri oldukça zordur. Bununla birlikte Amerika’nın en önemli Müslüman hatiplerinden Hamza Yusuf, yıllarca bu mahdaralarda okuyarak eğitimini tamamlamıştır.

Mahdara sisteminin ilk kurucuları, Moritanya’da bulunan Şengıyt şehrinin alimleri olduğu için mahdara mezunları kendilerini Moritanyalı yerine Şengıytî yani Şengıytlı olarak tanıtıyorlar. Bundan dolayı Moritanya’nın diğer adı Şengıyt, yani Şengiytîlerin ülkesi olarak biliniyor.

İyi yetişen mahdara mezunu Şengıytîler, Birleşik Arap Emirlikleri, Kuveyt ve Suudi Arabistan’da en üst düzey görevlere getiriliyorlar. Son dönemde yetişmiş en iyi Şengıytîlerden birisi de Allâme Hasan Dedo’dur. Bugün 45 yaşlarında olan Allâme Dedo; sarf, nahiv, usul-u fıkıh, usul-u hadis ve fıkıhta temel eserlerin tamamını ezberlediği gibi, Kütüb-i Sitte’yi râvileriyle ezbere bilen en genç Şengıytî olarak biliniyor.

Prof. Yusuf Kardavi, Allâme Hasan Dedo’nun olduğu bir yerde, “Bizim kaynak kitap bulundurmamıza, kaynaklara dönmemize gerek kalmıyor. Sorularımızın cevabını, kitapları sayfa numarasına kadar ezbere bilen Hasan Dedo’dan alabiliyoruz.” diyor.

Hasan Dedo’nun en önemli özelliği ise mütevazı ve mutedil bir alim olmasıdır. Selefilikle tasavvufu bir arada götürmesi ise nadir durumlardan birisidir. Bu, Abdulfettah ebu Gudde ve Nasuriddin Albanî ile yakın ilişkilerinin olmasından kaynaklanıyor.

Mahdaralar, günümüzde gerek doğuda gerekse batıda dayatılan devlet kontrolünde verilen zorunlu eğitimin fiyaskoyla sonuçlanması sonucu alternatif arayış içerisinde olanlara, bu alternatifin Fransız emperyalizmi karşısında çölde bile yeşerdiğini hatırlatmaktadır. Çöl şartlarında bile bu alternatifler ortaya konabilmişse; iletişimin, teknolojinin bu kadar geliştiği ve yaygınlaştığı ortamlarda duyarlı insanların daha kaliteli alternatifleri ortaya koymaları mümkündür.

Amerikan eğitim sistemine güvenmeyen muhafazakar aileler, “homeschool” (ev okulu) sistemini geliştirmişlerdir. Bu sistemin ülkemize gelmesi için birkaç yıl daha beklememiz gerekebilir. Fakat bu esnada birçok kuşağı kaybedebiliriz. Eğitimin ise beklemeye tahammülü yoktur.

Bu arada “Okulsuz Toplum” kitabıyla farklı alternatifler olabileceğini bize hatırlatan İvan İllich’i saygıyla anıyor, bu tür aydınların ülkemizde de yetişmesini diliyorum.





Recommend this article...

 
< Önceki   Sonraki >


insaniyardim grubuna kayıt ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et


35. Sayı