İnsani Yardım
Sayı 27
12 sene sonra Bosna | 12 sene sonra Bosna |
|
|
|
| Yazar Murat Yılmaz | |
Tam 12 sene oldu. 1995 yılıydı, aylardan Eylül’dü. “Dünya vicdanı” Bosna için henüz sızlamaya başlamamış, Bosna’da cesetler daha soğumamıştı. Srebrenitsa katilleri yeni terk ediyordu cinayet alanını; sniper’lar dürbünlerini Saraybosna sokaklarında gezdirmeye devam ediyor, küçük kız çocukları köşe başlarından yine caddeyi koşa koşa geçiyordu. İgman’da düşük yoğunluklu silah sesleri işitiliyordu. Vişegrat’ın ünlü Drina Köprüsü’ndeki kan izlerini itfaiye araçları henüz yıkamaya başlamıştı.
Ben oradaydım. Daha çok gençtim. Zagrep’ten yola çıkmış, Bosna’ya gidiyordum. Olup bitenler ürkütücüydü; ama 21 yaşın tazeliği, merak ve diğerkamlığıyla, kurşun delikleriyle dolu eski mavi-beyaz otobüsle Saraybosna’ya doğru ağır ağır ilerliyordum. Yol boyu manzara hep aynıydı: yıkılmış, yakılmış haneler; yağmalanmış, ölüm sessizliğine bürünmüş binalar… İHH’nın kuruluş sebebiydi Bosna ve savaşın ilk günlerinden itibaren saatte 4000 patlamanın kaydedildiği Saraybosna sokaklarında İHH araçları sokak sokak dolaşıp küçük Bosnalı çocuklara süt; anne babalarına ekmek, pirinç, makarna dağıtıyordu. Kaç kez ölümün kıyısından dönüldüğünü, İHH binasının ve hemen çevresinin kaç kez Sırp bombardımanına sahne olduğunu kimsenin bilmesi mümkün değil. Dünyanın en güzel şehirlerinden Saraybosna Savaş bittiğinde de İHH’nın bölgeye seferleri sürüp gitti. Nice projeler hayat buldu. Ve ben ilk seferin ardından ilk defa bu topraklara geliyorum. Çok heyecanlı olduğumu söylemeye gerek yok. Çünkü İstanbul’dan sonra dünyanın en güzel şehri olan Saraybosna’dayız. Uçaktan seyrettiğimiz yeşiller yeşili ülkenin bu güzel şehrine indiğimizde de yanılmadık. Çok güzel yağmur yağıyordu. Bu şehre, yağmur yağdığında kimse söz geçiremez. Klasik Balkan şehirlerini tarifi imkansız bir surete büründüren, tadına doyulmayacak bir dinlence sunan şehir ve suyun kucaklaşmasına Saraybosna’da da şahit oluyoruz. Üzerinden on binlerce top ve tank mermisi, sniper kurşunu geçse de şehre bitmeyen bir enerji veren, şehrin boynundaki mükemmel gerdanlık Mlyaçka Nehri… En çok özlediklerimden birisi o. ![]() Aliya’nın yanında… Kardeş Sümeyye Vakfı’mızda biraz nefeslendikten sonra soluğu rahmetli Aliya İzzetbegoviç’in kabrinde alıyoruz. Derin bir sevgiyle bağlı olduğum, fakat dünya gözüyle kendisini göremediğim, ellerinden öpemediğim Aliya’ya sevgiyle bakıyorum. O’na ve Bosna’mızın tüm şehitlerine hep beraber Fatihalar okuyor ve Rabbimizden rahmet diliyoruz. O, şehrin merkezinde, Bosna’nın aslanlarıyla birlikte yatmayı, süslü püslü ve halkının uzağında bir anıt mezarda kalmaya tercih etmiş ve “İşte yine Aliya gibi davrandı.” dedirtmişti. Savaşın en kızışık anında bile, evinden çıkmış, elleri ceplerinde, toprağa bakarak ağır ve düşünceli yürürken, aklında Müslüman Bosna’nın geleceğinden başkası yoktu. Düşmanına bile adaletsizlik yapmaktan korkar ve çekinirdi. Allah kendisine rahmet etsin. Mostar’da savaş Bir sonraki yolculuğumuz Mostar’a. Neretva Nehri’nin ikiye ayırdığı şehrin bir kısmında yoğun olarak Hırvatlar bulunurken diğer tarafta Boşnaklar meskun. Mostar deyince hemen aklımıza ünlü Mostar Köprüsü geliyor. 1566 yılında Mimar Sinan’ın öğrencisi Mimar Hayrettin tarafından büyük bir şaheser ve mimari örnek olarak inşa edilen köprü, 1993 yılındaki Sırp ve Hırvat saldırılarına kadar 427 sene ayakta kalmayı başarmış; fakat savaşın en çetin geçtiği bölgelerden olan Mostar şehri bu abidevi eserini kaybetmişti. Köprü, Türkiye’nin katkılarıyla 2004 yılında yeniden imar edilmişti. Buradan Sarı Saltuk’un yaptırdığı Blagay tekkesine gidiyoruz. Dönemin ilmi tartışmalarının merkezi olan tekke, Boşnaklar için çok kıymetli. Tekkenin kurulduğu yer aynı zamanda Buna Nehri’nin de doğduğu yer. Saniyede 43 bin metreküp suyun kaynadığı bu membaın buz gibi sularından içiyor ve abdest alıyoruz. Namazlarımızı eda ettikten sonra tekkenin kütüphanesinde İHH olarak gönderdiğimiz Kur’an-ı Kerimleri görünce çok mutlu oluyoruz. Bosna’nın Çanakkale’si Gorajde Gorajde yeni durağımız. Bölge, Bosnalı Müslümanlarla Sancaklı Müslümanların bağlandığı stratejik öneme haiz bir nokta. Boşnaklar Gorajde’ye “Bosna’nın Çanakkale’si” diyorlar ve dedikleri kadar da var. Drina Nehri’nin kıyılarındaki bu şehri Sırplar tam 3,5 yıl kuşatma altında tutmuşlar ve bu süre zarfında şehre giren ya da çıkan kimse olmamış. 2000 kişinin şehit olduğu, 5000 kişinin yaralandığı Gorajde’de Boşnak kardeşlerimiz tam bir destan yazmışlar. Elektriğin, suyun, doğalgaz imkanının olmadığı savaş boyunca kardeşlerimiz borulardan silahlar yaparak şehirlerini savunmuşlar. Elektriklerini kendileri üretmişler. Rorovi tepesinde o dönemin hayatını hiçe sayan değerlerinden Admir ve Nejat beylerin anlattıkları, bir milletin hiçbir şeyleri yokken Allah’ın yardımıyla neler yapabileceklerini gösteren nadide anlar. Doğu Bosna’da Dayton sonrası büyük bir adaletsizlik örneği olarak Bosna Sırp Cumhuriyeti’ne teslim edilen ve savaşta düşman eline geçmemiş, tamamı Müslüman olan bir kent Gorajde. Drina Köprüsü böyle vahşet görmedi Gorajde dönüşünde unutamayacağız anlardan birini, gecenin karanlığında Vişegrad’da yaşıyoruz. Temellerini Mimar Sinan’ın attığı ünlü Drina Köprüsü’nden geçerken daha 12 sene evvel şu durduğumuz noktada işlenen cinayetler anlatılıyor. Savaş öncesi Müslümanların çoğunlukta bulunduğu Vişegrad’da kısa süre içerisinde 2000’den fazla Boşnak, kadın erkek, yaşlı genç, bebek demeden en hunhar biçimde katledilerek Drina’ya atılmış. Bebekler havaya atılarak nişan tahtası yapılmış. Böylesine büyük bir vahşetin mekanı olan bu köprüde ayak bileklerine kadar kan gölü oluştuğu anlatılıyor. Batı’nın göz yumduğu bu vahşet, maalesef işbirliği içerisinde devam ettirilmişti. Travnik’te beş minare Vezirler şehri Travnik, gezimizin merkezlerinden bir başkası. Savaşın devam ettiği ve Sırp Çetniklerinin şehrin kapısına dayandığı günlerde İHH’nın yardımlarıyla ayakta kalmayı başaran şehrin bizim nezdimizde de farklı bir yeri var. Tam bir Osmanlı şehri Travnik. Şehre girer girmez beş minare karşılıyor sizi. Bu şehrin tamamına yakını Müslüman. Travnik Kalesi’ne çıkıyoruz. Burası, Fatih Sultan Mehmet döneminde 1463 yılında inşa edilmiş ve şehre en hakim tepe. Buradan tüm şehri görebilmek mümkün. ![]() “Siz de olsanız aynını yaparlardı.” Travnik’teki duraklarımızdan biri de Ahmiç köyü oluyor. Burada onlarca yakınını kaybeden, acılarla yoğrulmuş Mehriya Anne ile görüşme imkanı buluyoruz. Ahmiç’te Hırvatlar 160 kişiyi şehit etmişler. Katledilenler arasında henüz iki aylık olan kundaktaki bebekler de bulunuyor. Mehriya Anne, insanın kanını donduran katliamlardan bahsederken zaman zaman gözyaşlarına hakim olamıyor: “Burada siz de olsanız bu caniler yine aynısını yaparlardı; bizler Müslüman olduğumuz için bu katliamların konusu olduk.” Mehriya Anne’nin ellerinden öperek yanından ayrılıyoruz. İnsanlığın bittiği yer: Srebrenitsa Son olarak Srebrenitsa’dayız; vicdanların kuruduğu, insanlığın bittiği yerde. 1995 yılının Temmuz ayıydı. Savaş bitti bitecek denilen bir dönemde Sırp Çetnikleri Radovan Karadziç’in emriyle şehre girdiler. Şehir sözde güvenli bölgeydi ve BM askerlerince korunmaktaydı. Şehrin normal nüfusu 24 bin civarında olmasına rağmen “güvenli bölge” aldatmacası, işgal altındaki komşu bölgelerden Srebrenitsa’ya göçü yoğunlaştırdı ve 45 bin civarında bir insan topluluğu burada bir araya geldi. Fakat şehir, 40 bin silahlı Sırp askeri tarafından kuşatıldı ve bir hafta gibi bir süre içerisinde 10 bin Boşnak en hunhar bir şekilde katledildi. Bu katliamın istihbaratı aylar öncesinden alınmasına rağmen, Fransız komutan, bölge Müslümanlarının tüm silahlarını toplattı ve Hollandalı BM Barış Gücü askerleri tek kurşun atmadan şehri katillere teslim ettiler. Bu planlı katliam bir hafta sürerken BM ve NATO, ABD ve Avrupa ile birlikte katliamın bitmesini beklediler. Ve katliam sonrasında şehir bir ödülmüşçesine Bosna Sırp Cumhuriyeti’ne hediye edildi… Kardeşlerimizin isimlerini okurken… İşte o kasvet dolu şehirdeyiz. İçimizde bir şey bizi kemiriyor sanki. Sanki cinayetler daha biraz önce işlenmiş de suçlular bizmişiz gibi… Maalesef İslam dünyası kardeşlerine sahip çıkamadı. Kayıtlı 2.444 cesedin defnedildiği şehitlikte ilerlerken, kardeşlerimizin mermere kazınmış isimlerini okuyoruz. Bu esnada, Şehit Anneleri Derneği Başkanı Hatice Hanım, 250 civarında yakınının katledildiğini gözyaşları içinde bir kez daha anlatırken maalesef bize düşen koca bir hüzün oluyor. İHH olarak bizler savaş sırasında belki üzerimize düşeni yapmıştık; fakat tüm İslam dünyası olarak eğer bu çabaya destek verebilseydik belki her şey daha farklı olacaktı. ![]() ![]() |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
İHH İnsani Yardım Vakfı, Orta Asya’da mültecilerin yoğun olarak bulunduğu Pakistan’da insani yardım faaliyetlerine devam ediyor. Mans...
Dünyanın dört bir yanında eğitim projelerine devam eden İHH İnsani Yardım Vakfı, Afganistan’ın Takhar şehrinde uygulamaya geçir...
Bulgaristan’da 10 farklı bölgede Kur’an eğitimi İHH İnsani Yardım Vakfı, eğitim müfredatının Müslüma...
İHH İnsani Yardım Vakfı, Mart 2008’de 59 Filistinli yaralıyı 30 refakatçisiyle birlikte özel bir uçakla Türkiye’ye...
Azerbaycan'ın başkenti Bakü’de bulunan Çeçen mültecilere yönelik düzenli yardımlarına devam eden İHH İnsan...
Bosna Savaşı esnasında 10 bine yakın Boşnak Müslüman’ın acımasızca katledildiği Srebrenitsa Katliamı’nın 13. yıldönüm&...
Toplumların daha sağlıklı ve her bakımdan huzurlu bir şekilde yaşamasını temin gayesiyle insanlara ve hatta hayvanlara yardım prensibini kanun haline ...