İnsani Yardım
Sayı 27
Savaş mağduru Lübnan'a yolculuk | Savaş mağduru Lübnan'a yolculuk |
|
|
|
| Yazar Oğuzhan Olaş | |
Yıllardır İHH gönüllüsü ve görevlisi olarak birçok yurtdışı programına iştirak etmiştim. Bu seferki diğerlerinden biraz farklı idi. 29 Aralık günü Lübnan’a uçarken, içimde çok karmaşık duygular vardı. Lübnan, şüphesiz Ortadoğu’nun Filistin’den sonraki en büyük kilit noktasıydı. Bu yolculukla, Ortadoğu’daki sorunlar yumağının merkezine ulaşma imkanı elde edecektim ve yine bu yolculukla yıllarca dünya medyası ve Müslümanlarının gündemini meşgul eden iç savaşın izlerini; ve belki de dünyanın en acımasız iç savaşlarından birine sahne olan bu toprakları, Batılı güçlerin ve yeni Ortadoğu’nun tiyatro sahnesini görebilecektim. Geçtiğimiz yaz bu topraklarda yaşanan savaş, şüphesiz Ortadoğu’nun şekillenmesinde etkili oldu. Seyahatimiz beş günlük bir seyahatti ancak bu süre, orada neler olup bittiğini anlamaya dair yeterli ipuçlarını veriyordu bizlere. Öncelikle asli vazifemiz, bize Türkiye’den Müslümanların emanet ettiği kurbanları, layıkıyla yerine ulaştırmak ve mağdur Müslüman kardeşlerimizi kucaklamak; onları, nerede olurlarsa olsun “Müslüman” oldukları için, asla yalnız bırakmayacağımızı göstermekti. Allah’a binlerce şükürler olsun, bu hayır köprüsünde aracı olmanın mutluluğunu yaşadık. Toprakları, bizim İstanbul ve İzmit’in toplamı kadar olan bu ülkenin birçok bölgesinde, kurban kesimleri yapıp; binlerce din kardeşimizle bu bayramı birlikte geçirdik. Kimler yoktu ki bu yelpazede… 1948’de Siyonist yayılmacılığından kaçıp buraya sığınan Filistinli mültecilerden, Osmanlı gittikten sonra bölgeyi terk etmeyen Türkmen köylerine; özellikle Temmuz savaşının acımasız bir şekilde vurduğu güney kesimlerinden, savaşta Hizbullah ile birlikte omuz omuza çarpışan Sünni köylülere kadar, bütün Müslümanlarla kucaklaşıp, istisnasız her Müslüman’a, Türkiye’deki din kardeşlerinin selamını ve muhabbetini ilettik. Oraya geliş amacımızın sadece bir et dağıtımından ibaret olmadığını, aynı zamanda onlarla olan manevi birlikteliğimizi güçlendirmek olduğunu da anlatmaya çalıştık bu insanlara. ![]() Acımasız savaştan geriye kalanlar: Acı ve ümit İsrail, hepimizin şahit olduğu o acımasız savaşta, vurduğu bölgelere yardım ulaştırmak için kullanılabilecek olan bütün köprü, viyadük ve bağlantı yollarını da tamamen yok etmiş. Savaştan, doğal olarak bütün kesimler etkilenmiş ancak güney kesimler adeta Marmara depremi sonrasını andırıyor. Bazı yerleşim alanları tamamıyla yok edilmiş, bazıları ise nokta atışlarıyla hedef alınmış. Bu manzarayı gördüğümüzde doğrusu biraz yese kapıldık. “Eyvah, bu insanların hiçbir şeyleri kalmamış.” diye düşündük. Ancak bölge halkıyla görüştüğümüzde, durumun hiç de bizim üzüldüğümüz şekilde olmadığını, gelecekleriyle ilgili son derece ümitvar olduklarını gördük. Ayrıca savaştan sonra, özellikle İran başta olmak üzere, gelen yardımlarla kısa bir sürede birçok yıkılan yerde, yeni şantiye alanlarının oluşturulduğunu, yeni evlerine neredeyse kavuşmak üzere olan bölge halkının, İsrail’in saldırganlığından dolayı hiç yılmadığını, bilakis şu an moral olarak iyi durumda olduklarını fark ettik. Bölgedeki yeni oyun: Mezhep çatışmaları Irak’ta yaşanan iç savaş, şüphesiz Ortadoğu’ya damgasını vurmuş vaziyette. Seyahatimiz süresince Lübnan’daki programımızı itina ile sürdürürken, bir yandan da kulağımız Irak’ta idi. Kurban bayramının birinci günü Saddam Hüseyin’in infazı, bölgeyi iyice kana bulamıştı. Bölgedeki İHH ekibi ile sık sık telefonda görüşerek, son durum hakkında bilgi alıyorduk. Daha sonra haber bültenlerinden de öğrendiğimiz üzere, Irak’ta bir taraf yas tutarken; bir taraf sevinç gösterilerinde bulunuyordu. Bu infazın, nüfusunun önemli bir kesimi, Sünni ve Şiilerden oluşan Lübnan’da nasıl karşılanacağı, hayli meraklandırmıştı bizleri. Bayram programı süresince, insanların en fazla konuştuğu konu, şüphesiz buydu. Ancak şunu içtenlikle söyleyebilirim ki Lübnan topraklarında, Irak’ta yaşananların ne lehinde ne de aleyhinde hiçbir infial hareketi görmedik. İnfazın ardından, özellikle Şii bölgelerinde meydana gelecek reaksiyonun, Irak’taki Şii hareketle, Lübnan’daki Şii hareket arasında ne denli bir etkileşim olduğunu göstereceğini düşü nmüştüm. Ancak her iki tarafta da, derin bir sessizliğin hüküm sürmesi ve olumlu, olumsuz hiçbir tepkinin olmayışı; Lübnan’daki grupların kendilerine münhasır özellikleri olduğunu ve kendi ajandalarını, kendilerinin oluşturduklarını gösterdi bizlere. Lübnanlıların son günlerde körüklenmek istenen mezhep çatışmasına karşı, son derece akli selim ile düşündüklerini fark ettik. Bilindiği gibi, savaş sonrası Lübnan’ın siyasi durumu da, böyle bir mezhep çatışmasına doğru gidiyor. Herkesin merak ettiği; bölgedeki gerginlik acaba yerini mezhep çatışmasına bırakır mı? Bu konuda, birçok insana sorular yönelttik. Ancak iç savaşın ne demek olduğunu çok iyi bilen Lübnanlılar, bu konuda son derece temkinliler. Konuştuğumuz kişilerden, işin o noktaya varması durumunda, Müslümanların, aralarındaki bu fitneyi ortadan kaldırmak için, gerekirse güneyde, ortak düşmana karşı topyekun savaşabilecekleri sinyallerini aldık. ![]() Filistin mülteci kampları Beş günlük programımız süresince bölgedeki dinamiklerin neler olduğunu, küçük bir kara parçasında birçok farklı unsurun ve kültürün bir arada nasıl yaşadığını müşahede ettik. Ve neredeyse her zaman olduğu gibi, yine dikkatimizi en fazla celbeden, Filistinli mültecilerin durumu oldu. İsrail’le yaşanan savaşta, vatanlarını terk edip bu ülkeye sığınan Filistinlilere, Lübnan devleti her ne kadar kucak açmış gibi görünse de; Filistinlilerin yaşadığı zor şartları görünce durumun hiç de öyle olmadığını anladık. Zira burada Filistinlilere üçüncü sınıf vatandaş ve hatta sınıfsız vatandaş muamelesi yapılıyor. Lübnan’daki mülteci kamplarında onlarca yıldır yaşamlarını sürdüren Filistinlilerin, Lübnan’ın başka hiçbir yerinden mülk edinmelerine izin verilmiyor. Filistinli mülteciler, Lübnan vatandaşlarının sahip olduğu sağlık, eğitim vb. haklardan yararlanamıyorlar. Filistinli mültecilerin sayısı hiç de azımsanamayacak miktarda. Lübnan topraklarında yaklaşık 500 bin Filistinli mülteci olduğu söyleniyor. Ve bir düşünün, ülkedeki her 1200 Filistinliye sadece bir doktor düşüyor. Yaşadıkları mülteci kamplarını kendi imkanlarıyla geliştirmişler ancak onlarca yıldır meydana gelen nüfus artışı ve bu insanların başka hiçbir yere yerleşmelerine izin verilmemesi; onların kamplarını adeta açık cezaevine dönüştürmüş. Hem de Filistin’deki siyasi kavgaların kamp içine taşındığı, hiçbir kural ve sistemin olmadığı, güçlünün hakim olduğu bir cezaevine. Allah’a hamdolsun, vakfımızın yaklaşık 10 yıldır bölgede yaşayan Filistinli mültecilere gösterdiği olağanüstü hassasiyet, onların da bizlerin de yüzlerimizi güldürüyor. Bu ziyaretimizde, biz de elimizden geldiğince, İHH İnsani Yardım Vakfı adına Filistinli mülteciler için bir şeyler yapmaya çalıştık. Sayda kentinde, Filistinli çocukların eğitimi için kurulacak olan okulun çalışmalarını başlattık. Kurban programı haricinde, Batmanlı bir ağabeyimizin yanında getirmiş olduğu tekstil malzemelerini ve bayram harçlıklarını, mülteci kampında yaşayan çocuklara dağıtırken, içimiz az da olsa ferahladı. Bu duygularla, bir kurban seyahatini daha tamamlamanın huzuruyla ve gördüğümüz manzaranın düşündürdükleriyle bölgeden ayrıldık. |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
Bu yıl yağmurların geç başlamasıyla ekinlerin büyük zarar gördüğü ve kuraklık sebebiyle birçok insanın hayatını...
Değerli Gönüldaşımız, Hayırda yarışma mevsimi olan Ramazan’ı idrak ettiğimiz şu günlerde, İHH İnsani Yardım Vakfı olar...
Hayırseverlerimizin bağışlarıyla, Afrikalı kardeşlerimizin en ciddi sorunlarından biri olan su sorununu çözme yolundaki gayretimiz sü...
Bilge Tegin Ahlak Okulu’nun yeni şubesi açıldı İHH İnsani Yardım Vakfı, Moğolistan’ın kuzeybatı bölgesinde, UBS eya...
İHH İnsani Yardım Vakfı, Irak halkının yaralarının sarılmasında sivil toplum kuruluşlarının önemine binaen Irak Türkmen Kadınlar Derneği tem...
Sponsor Aile projemize ilgi büyük İHH İnsani Yardım Vakfı’nın, dünyadaki mağdur yetimlere kucak açmayı hedef ed...
Tanzanya’daki eğitim kurumlarının, nüfusun %35’ini oluşturan Müslümanların ihtiyacını karşılayacak oranda olmaması, medrese...