Anasayfa arrow İnsani Yardım arrow Sayı 32 arrow Kalbim Tacikistan'da kaldı&
Kalbim Tacikistan'da kaldı& PDF Yazdır E-posta
Yazar Senai Demirci   
Kalbim Tacikistanda kaldı&

Tacikistan… Gündemimde değildi, zaten aklımda da yoktu. Adını duyunca ancak, haritaya baktım. Orta Asya’da, Çin sınırında… Dağların arasına sıkışmış; Türki değil Farisi bir cumhuriyet. Anadili Farsça... Ancak uzun yıllar Kiril alfabesine endekslenmiş, Rusça üzerinden yürüyen eğitim ve kültür anadillerini ağlatmış.

Duşanbe adını, hep hava durumu anonslarından hatırlıyordum. Bişkek’le birlikte söylenirdi. Sonra Almaatı da eklenirdi yanına. Niye ki Duşanbe’nin hava durumu ile ilgilenmek? 

Şimdi Duşanbe’deyim işte ve gecenin ortasında yazma havam geldi ve yazıyorum… THY’nin sefer yapmasına şaşırmıştım Duşanbe’ye; hava durumunu bilmeye ihtiyacımızın olmadığını düşündüğüm gibi.

Yoğun değil havaalanı. Sanki sadece bizim uçağı bekliyor gibi; sakin. Uçakta yolcu az, kış mevsimi dolayısıyla. Kapıdan girer girmez, pasaport kontrolü karşılıyor bizi. İki sıra kuyruk var ve kısa; ancak bekleyiş uzun mu uzun! Sonunda sıra bana gelince anlıyorum bekleyişin niye uzadığını. Pasaport polisi, sanki ilk defa pasaport görüyormuş gibi, belki hayranlıkla, belki dedektif edasıyla uzun uzun inceliyor, diğer vize sayfalarına gidiyor, sonra tekrar Tacikistan vizesine bakıyor.  Yaklaşık 10 dakika sürüyor bu işlem.

Pasaport gişesinde bekletilmemizin nedenini kavrayınca, tek bir uçağın, az sayıda yolcusunun, az sayıdaki bagajlarının gelmesi için bir saate yakın bir bekleyişe, benimle birlikte herkesin tahammüllü olduğunu görüyorum.

Allah’tan dışarıda İslami Diriliş Partisi liderinin özel ve güzel aracı bekliyor. Yusuf’la birlikte, “Ehlen ve sehlen!”ler eşliğinde, Dostoyevski’nin romanlarından çıkagelmiş gibi, Şeyh Şamil ruhu taşıyan dostlar karşılıyor bizi.

Şehrin caddeleri alabildiğine geniş; her cadde boyunca sağlı sollu, apartman büyüklüğüne erişmiş ağaçlar var. Gri bir renk hakim caddelere. Evler tek düze; duvar renkleri resmi boyalı gibi, tebessüm etmiyor. Sanki herkes pencereden içeri çekilmiş gibi.

Kadınlar genellikle zayıf ve başlarını yukarıdan bağladıkları bir eşarpla örtüyorlar. Caddelere tuhaf bir susku hakim. Sanki insanların dudakları gizli bir parmak tarafından kapatılmış gibi. Gülmeyi hak etmediklerini düşünüyorlar gibi.

 Ezansız bir şehir Duşanbe...
Bir Müslüman kenti Duşanbe; ama yazık ki ezan sesi duyulmuyor. Duşanbe’de sadece beş cami olduğunu söyledi bize mihmandarımız. Onların çoğu da 90’lı yıllarda yapılmış. Hükümet, özellikle başkente camii yapımı konusunda nazlanıyormuş... Yo yo, doğru kelime nazlanıyor değil; resmen yasaklanıyor cami yapımı ve hoparlörden ezan okunması! Ezansız bir şehir Duşanbe... Hatta tüm bir Tacikistan... Ezanlar içeriden okunuyor. Ezanları uydurulmuş ve susturulmuş; camileri fonksiyonel olmaktan uzaklaşmış. İtiraf edeyim, İstanbul’a dönüşümde, daha bir keyifle dinledim ezanları...

Ülkeyi Müslüman bir devlet başkanı yönetiyor; göreve başlarken Kur’an’a el bastığını Tacikistan’ın sürekli kendisini gösteren birinci kanalındaki yayınlarda bizzat gördüm. Ama özgürlük, anlıyorum ki, sadece siyasal değil, sosyal ve psikolojik bir alışkanlık da... Bir toplumun 15 yılda üzerindeki baskının yaralarını iyileştirip özgürce davranmasını beklemek zor; hele de bu toplum 15 yılın yarısına yakın bir dönemini iç savaşla geçirmiş ve söz konusu baskılar yüz binlerce insanın ölümüne neden olmuşsa...

Bir de iyi tarafı var şehrin; ancak Avrupa şehirlerinde gördüğüm yaya geçidi kültürü. Yayalar yaya geçidinden geçmeye özen gösteriyor; sürücüler de yaya geçidini adam yerine koyuyor. Yaya ayağını yaya geçidine atar atmaz araçlar duruyor. Şehrin araçların yaşadığı değil, insanların yaşadığı şehir olduğunu kavratacak bu anlayıştan ne kadar uzakta kalmış Türkiye şehirleri...

Bayramın miladi yılbaşına denk gelmiş olması, Tacikistan’daki kültür savaşının galip tarafını da açıkça gösteriyor. Duşanbe’nin her yerinde Noel Baba imajları var; ayrıca, nedense, hiçbir yerde satıldığına tanık olmadığım halde, iri iri domuz resimleri de süslüyor bazı mağazaların camekanlarını. Yılbaşı gecesinde, resmi televizyonda Kurban Bayramı’na dair hiçbir şeye rastlanmaması da ayrı bir yara...

Haberlerimin hepsi kötü değil elbet... Her şeye rağmen dipten dibe kaynayan, dem ve damara sinmiş bir güzellik de koklanıyor ülkede. Bayramın birinci gününden itibaren her evde, evdeki her şeyin ikram edildiği bir yer sofrası kuruluyor. Bu sofra bayram sonuna kadar hiç kalkmıyor; eve gelen misafirler doğruca yemeğe oturtuluyor. Yeni misafirler geldikçe, sofra yenileniyor.

Yardım dağıtırken, Müslüman olmanın izzetiyle davrandığını gördük köylülerin. Hiç izdiham olmadığı gibi, paraya pek ihtiyaçları olduğu halde, dilenme tavrı da göstermiyorlardı.

Duşanbe’nin dışında ziyaret ettiğimiz köy camilerini, bizimkiler gibi sadece vakit namazlarında açılan part-time camiler değil, hayatın ortasında duran, nefes alıp veren, toplanılan, istişare edilen yerler olarak gördük.

İç savaş nedeniyle çok sayıda dul ve yetimin yaşadığı ülkede ne yazık ki, yardım kuruluşlarının çoğunluğu, hem de ezici çoğunluğu, misyonerlik kuruluşlarının desteği ile yürüyor. İHH İnsani Yardım Vakfı’nın Tacikistan’daki kurban kesimlerini ve yardımlarını organize eden Ali Hamedani Vakfı, kısa sürede kendini ispatladığı gibi, çok sayıda yetim ve dulun yardımına koşuyor.

Eğer, babasız yetimleri, günde en fazla 1 YTL civarında para kazanmak için sokaklarda bir şeyler satmaya çalışan beş-altı çocuklu dulları siz de gözlerinizle görseydiniz, gönlünüzden Tacikistan’a gönderdiğinizin bin katı yardım geçerdi.

Olup bitenleri eşime anlattıktan sonra, hava soğuktur diye yanıma aldığım kazakları, çocuklara hatıra olsun diye kendi harçlığımla aldığım 20 Tacikistan parasını niye oralara bırakmadığımın hesabını verememenin ezikliği içindeyim hala.

Böylesi seyahatlerin huzurumuzun zekatı olduğunu anladım, sizin de anlamanızı isterim.


Recommend this article...

 
< Önceki   Sonraki >


insaniyardim grubuna kayıt ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et


35. Sayı