Anasayfa arrow İnsani Yardım arrow Sayı 33 arrow Suriye: Tarihin kalbi
Suriye: Tarihin kalbi PDF Yazdır E-posta
Yazar Murat Yılmaz   
Suriye: Tarihin kalbi Kasyun’dan Dımeşk’e
İHH İnsani Yardım Vakfı’nın 2006 yılı Ramazan programı çerçevesinde yer alan 48 ülkeden biriydi Suriye. Tatlı bir heyecanla ulaştık Suriye’ye ve onun nice devletlere payitahtlık yapmış kadim şehri Dımeşk’e. Biz Şam diyoruz ama Arap dünyası Dımeşk diye isimlendiriyor bu kalabalık ve tarih kokan şehri. Dımeşk “akan kan” anlamına geliyor. Büyük ihtimalle Habil ile Kabil’in kavgasına şahit olan Kasyun dağındaki ilk cinayetten ötürü bu isim kullanılır olmuş. Nitekim altı milyonluk Şam şehrine en hakim tepe olan Kasyun’a biz de çıkıyoruz. Geceleri gecekondulardan yükselen ışık huzmeleriyle bir lunaparkı andıran tepe, aynı zamanda Hz. İbrahim’in oğlu İsmail’i kurban etmek için çıkardığı ve Hz. Meryem’in kucağında Hz. İsa ile sığındığı dağ olarak da biliniyor.
Ebu Nur’da Türk öğrenciler
En uzun sınırı paylaştığımız komşumuz Suriye, Türkiye’den eğitim için oraya giden binlerce öğrenciye ev sahipliği yapıyor. Hali hazırda yaklaşık 3000 öğrencinin bu ülkede bulunduğu belirtiliyor. Öğrencilerin ekserisi Arapça öğrenmek için bu ülkeyi tercih ediyor. Zira Suriye inanılmaz ucuz bir ülke ve bir öğrencinin geçimi için ayda 100-150 dolar yeterli olabiliyor. Öğrencilerin çoğu Ebu Nur Medresesi’ni tercih ediyor. Burayı 30 sene Suriye müftülüğü yapmış olan Ahmet Kuftaru açmış. Nur Medresesi çevresinde dolaşırsanız mutlaka Türk öğrencilere rastlarsınız.



Şam’da 10 bin sahabe

Ramazan vesilesiyle bulunduğumuz Şam’dan buram buram tarih kokan cadde ve sokakları, cami ve kaleleri, türbeleri ve çarşıları görmeden ayrılmak olmazdı. Biz de Ramazan ayının ilk günlerinde Şam sokaklarını arşınlamaya başladık. Sakin ve temiz Şam sokakları bize oldukça sıcak geldi. Bu şehirde içimizi ayrı bir huzur kaplıyor. Ramazan ayının oluşturduğu ayrı bir manevi atmosfer var o kesin, fakat ondan ötesi bu şehir hemen her köşesinde peygamberlerin, sahabelerin ayak izlerini taşıyor. Söylendiğine göre 10 bin civarı sahabe gelmiş bu topraklara ve bunlardan dokuz bini yine buralarda metfun bulunuyor.

Hamidiye Çarşısı’nda kediciklerin babası
I. Abdülhamit’in yaptırdığı ve II. Abdülhamit’in restore ettirdiği Hamidiye Çarşısı’ndayız. Burası bizdeki kapalı çarşının bir benzeri ve sağlı sollu dükkanlarla dolu. İşte bu dükkanların arasında bulunan bir ebedi istiratgahı, en çok hadis rivayet etmekle ün kazanmış bir sahabenin, Ebu Hüreyre’nin, kabrini ziyaret ediyoruz. Burası o mütevazı sahabenin -kediciklerin babasının- yaşantısına o kadar uygun ki bunu o küçücük mescide girdiğimizde daha iyi anlıyoruz.

 Emevi Camii başlı başına bir tarih
Hamidiye Çarşısı’nın bitiminde Emevi Camii’ne varıyoruz. Cami muhteşem yapısıyla İslam medeniyetinin değerli eserlerinden biri. Burası 900’lü yıllarda inşa edilmiş. Başlangıçta bugünkü caminin yarısını Hıristiyanlar diğer yarısını Müslümanlar kullanıyorlarmış. Fakat daha sonra Müslümanların sayısı iyice artıp cami yetersiz gelmeye başladığında diğer kısım da camiye dahil edilmiş. Emevi Camii geniş mermerden avlusuyla bize Kabe’nin çevresindeki alanı hatırlatıyor. Sağa sola koşuşturan çocuklar camiye ayrı bir hava katıyor. Bu caminin özelliklerinden birisi de her mezhep için ayrı bir mihraba sahip olması. Ayrıca burada her vakit ezanı beş müezzin tarafından aynı anda okunuyor. Hz. Yahya (a.s.), Hz. Hud (a.s) gibi peygamberlerin kabirlerini, makamlarını ziyaret ediyoruz. Aynı zamanda burada Peygamber Efendimizin (sav) torunlarından Hz. Hüseyin (r.a)’nın kabrini de ziyaret imkanı buluyoruz. Anlaşılacağı üzere Emevi Camii başlı başına bir tarih.

Düşlerimizde bile Kudüs’le olan Salahaddin Eyyübi
Emevi Camii’nden çıktığımızda bu kez karşımıza yeni bir sürpriz çıkıyor: Salahaddin Eyyubi. Bu büyük insanın öyle ansızın karşımıza çıkmasından çok mutlu oluyoruz. Salahaddin ve Kudüs düşlerimizde bile asla birbirinden ayrılmayan bir ikilidir. Zira Küdus’ün işgali karşısında tebessüm bile etmeyi bırakan, yemeden, içmeden ve uykudan kesilen Salahaddin’e, o büyük komutan’a, Allah yeniden Kudüs’ün fethini nasip ederek hediyelerin en büyüğünü bahşetmiştir. Selahattin Eyyübi’ye de bir fatiha okuyarak yanından ayrıldık. Sonrasında I. Dünya Savaşı sırasında şehit olan pilotlarımızın kabrini de ziyaret ettik.

Ve Hz. Bilal
Birbirine çok yakın mekanlar içerisinde ziyaretlerimizi devam ettiriyoruz. Ebu Derda Hazretleri’nin, Muhiddin İbn-i Arabi’nin ve yine Haçlıların kabuslarından olan Nureddin Zengi’nin kabirlerini ziyaret ediyoruz. Bu mekanlara biraz daha uzak bir mesafede bulunan Hz. Bilal-i Habeşi’nin kabrini ziyareti de unutmuyoruz. Hz. Bilal-i Habeşi’ye konuk oluyor, o güzel sahabeye de fatihalar okuduktan sonra yanından ayrılıyoruz.

Hicaz Demiryolu
Şam’a ün katan bir diğer şey de tatlılarıdır. Fakat Ramazan nedeniyle ancak iftarlarda bu tatlıların lezzetine varabiliyoruz. Şam Üniversitesi’ni arkada bırakarak Şam tatlılarının sergilendiği vitrinlerin önünden geçiyoruz. Yürümeye devam ediyor ve II. Abdülhamit Han’ın inşa ettirdiği Hicaz Demiryolu’nun Şam istasyonuna varıyoruz. Buraya tıpkı bir yolcu gibi girip o büyük padişahı yad ediyoruz. Şam istasyonu şimdilerde kitap fuarları için kullanılıyor. Öğrendiğimize göre rayların tamiri sürmekteymiş. İstasyonun önünde 1908 Alman yapımı lokomotifi görüyoruz. Sanki o uzun düdüğünü öttürecek ve hemen yola çıkacak gibi duruyor.

Hizbullah ve Suriye omuz omuza
Sokaklarda yürürken birkaç ay evvel Lübnan’da yaşanan büyük felaketin yansımalarını da görme imkanı buluyoruz. Birkaç aracın arkasında “Suriye’ye Allah kefildir!” yazılarını görüyoruz. Fakat bunlardan da ötesi Nasrallah ve Beşşar Esad’ın bir araya getirilmiş fotoğrafları her tarafı süslüyor. Nereye baksak Suriye’nin Lübnan ve Hizbullah’a olan desteğini ifade etmek için asılmış bayrak ve afişler var. Kasyun Dağı’na doğru tırmanırken evlere, sokaklara asılmış Hizbullah bayrakları da gözden kaçmıyor. Suriye halkı Lübnan’daki sıkıntıyı derinden hissetmiş. Bunda Suriye’ye geçen 300 bin civarı Lübnanlı muhacirin de önemli etkileri olmuş. Suriyeliler Lübnanlı kardeşlerine bu dönemde çok iyi destek olmuşlar.

Sultan Vahideddin Şam’dan bize bakıyor
Ziyaretimizin şüphesiz en anlamlı uğrak yerlerinden biri de son sultan Vahideddin’in ve orada metfun olan Osmanlı torunlarının kabirleriydi. Sultan Vahideddin herhalde Osmanlı padişahları arasında en acılı ve kederli olanlardan biridir. Bilindiği üzere Anadolu toprakları içerisine sıkıştırılan Osmanlı için canını bile feda etmekten kaçınmayan sultan, ömrünün son günlerini İtalya’da sürgünde geçirmişti. 1926 yılında İtalya’da vefat ettiğinde borçları nedeniyle İtalya Hükümeti naaşına el koymuş; Suriye valisinin girişimleriyle naaş geri alınmış ve Vahideddin’in vasiyeti üzerine vatan topraklarına gömülmüştü. Sultana bakıyorum da yüreğim burkuluyor. Sanki “Neden?” diyor, bir şeyler soruyor. Gönül dünyamda gözleri yaşlı Şam’dan bize bakıyor Sultan Vahideddin.

Afrikalı, Suriyeli, Hindistanlı ve Türk öğrenciler İHH iftarlarında buluştu



İHH İnsani Yardım Vakfı olarak Şam’da bulunan kardeşlerimiz için iki iftar programı düzenledik. Afrikalı, Hindistanlı, Suriyeli ve Türkiyeli öğrenci kardeşlerimizin bir araya geldiği ilk iftar programımız, çok hoş bir atmosfer içerisinde geçti. Öğrenci kardeşlerimiz söz alarak konuşmalar yaptı. Biz de dilimiz döndüğünce vakfımızın çalışmalarından bahsettik. Tüm kardeşlerimiz İHH’nın faaliyetlerini öğrendiklerinde bu programa davet edildikleri için teşekkür ettiler. Programa Ebu Nur Medresesi’nin müdürü de katıldı. O da programdan çok mutlu oldu. İkinci iftar programımızı da yine Şam’ın fakir mahallelerinden birinde gerçekleştirdik. Suriyeli kardeşlerimizle birlikte bir iftar daha geçirdik. Bu programımıza az da olsa bölgede bulunan yetim çocuklar da katıldı. Onların sevinçleri de görülmeye değerdi.

Buram buram tarih dolu bu şehri tanımak birkaç güne sığdırılabilecek gibi değil. Zaten sığmadı da. Bütün bu güzellikleri arkamızda bırakarak başka bir programda buluşmak üzere Şam’dan ve Suriye’den ayrılarak Türiye’ye geri dönüyoruz.

Recommend this article...

 
< Önceki


insaniyardim grubuna kayıt ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et


35. Sayı