İnsani Yardım
Sayı 33
Savaş uğramış topraklarda korku ve ümidin provası | Savaş uğramış topraklarda korku ve ümidin provası |
|
|
|
| Yazar Meryem Cafer | |
Küçücük bir Ortadoğu ülkesi Lübnan. Ve onun hazin öyküsünün adını şarkılarda simgeleştiren Beyrut. İsrail işgalci devletinin hemen yanıbaşında. Güya sınırları var Lübnan’ın. Güya arasına sınır konulmuş bu işgalci devletle. Bir gün bu sınırları olan devlete, en vahşi, en insani duygulardan arınmış ve nasıl tabir edileceği bilinmeyen ve bu tabir edilmezliği devlet olarak kabul ettiğimiz dünyamızda, İsrail alıyor uçaklarını, geçiyor sınırları, al sana al sana…Lübnan’da İsrail vahşetini kendi gözlerimizle gördük. Gördüklerimden sonra gözlerini öldürmek hırsı bürümüş askerlerin gözlerini hayal edebiliyordum. Yerinden fırlamış gördüğünü vurmaya hedeflenmiş patlak, kanlanmış gözler. En korkuncuyla hayal ediyorum o gözleri. Sonra o derece korkmuş çocuk gözleri hayal ediyorum ne olduğunu anlamayan, annesi korktuğu için korkan, annesi ağladığı için ağlayan ufacık gözler hayal ediyorum. O masum bakışları gördükçe, öldürme duyguları kaynayan gözler, daha kafatası bile kemikleşmemiş çocuğun beynini hedef alıyor ve zafer çığlıklarıyla tepesine indiriyor bombalarını. Artık bir çocuğa baktığımda ölüm düşüyor aklıma. Ne çocuk cıvıltıları ne haylazlıklar, ne de yaramazlıklar… Masumiyeti, şirinliği, değil ölümü anımsıyor gözlerimiz en ufacık çocuğunda bile Beyrut’un. Yıkıntılar arasından bulup çıkarılan ölümü. Bir su birikintisi görünce, kan gölü düşüyor aklıma. Çatlamış bir bina bir savaş rüzgarı estiriyor beynimde hemen. Uçak sesleriyle diken diken oluyor tüylerim. Korkudan yuvalarından fırlamış gözlerle hemen bakıyorum gökyüzüne “Bu gelen ne acaba?” diye. Hemen hazırlamak için kendimi, bomba düşürmeden uçaklar, bombalar indiriyorum zihnimde. Korku provaları yapıyorum hemen. İlk önce bir uçağın gelişini hayal ediyorum düşman bir sesle, sonra tüm hızıyla tepeme indirilen bir bomba hayal ediyorum. Bombanın delici sesini hayal ediyorum. Gözlerimi kapatıyorum, tam tepeme geçecekken beynim üşüyor, sıtma uyuşturuyor beynimi derken hayalden vazgeçiyorum. Olmuyor hayallerle provası bu işin Allah’ım diyorum. Sen gösterme diyorum ama benim canım can da görenlerinki can değil mi? Beyrut ve Lübnan… Savaş mağduru açık hava müzeleri. Her binası yaralı belde... Gözlerim savaş uğramamış bir ev arıyor. Öncesinde yıllar süren bir iç savaş, sonra durduğu yerde ortalığı kana bulayan bir ülkenin saldırıları. Derken bir köye düşüyor yolum, bu dertli ülkenin köylerinden birine. Aytaş-Şaab. İsrail işgal devletiyle sınır bir köy. Gidene kadar yollar hazırlıyor bizi. Yıkılan yollar, bombalanan köprüler. Hiç atlamamışlar, en ufak geçidi en ufak köprüyü bile bombalamış askerler. Vahşilik değil, vahşiliğin eşlik ettiği bir psikopatlık. Her neyse işte. İsrail işgal ve psikopat devleti diyorum ona artık. Nerden aklına geliyor en ufağına kadar yıkmak ve katletmek. Gidiyoruz bir yıkıntı, gidiyoruz mermilerin delip geçtiği evler, gidiyoruz, bomba yağmış asfaltlar. Sonra Aytaş-Şaab görünüyor. İçimizden bir kadın ağıt yakıyor ismini duyar duymaz. “Ya Aytaş-Şaab, Ya Aytaş-Şaab…” Hemen ağlayasım geliyor o an ağıtı duyunca. Ölü görecekmiş gibi hissediyorum. Dereyi görmeden paçayı sıvıyor gözlerim. Yavaş yavaş ilerliyoruz. Sessizlik de bizlerle ilerliyor. Hayalet şehir derler ya hep öyle işte. Hayalet köy gibi Aytaş-Şaab. Taş taş üstünde kalmamış. Yıkılan evlerden sarkan yırtılmış perdeler hafif hafif sallanıyor. Tankların buldozerlerin yıktığı evlerin içi dışlarına çıkmış, “Neler yaşadı acaba insanlar, insanları nerede buranın?” diye soruyorum. Gene provalar yapıyorum zihnimde. Gene sıtma tutuyor beynimi. Hava hemen kararıyor Aytaş-Şaab’ta. Köyü bize göstermek istemezmiş gibi, sanki “Nerelerdeydiniz?” der gibi. Utanıyorum gökyüzünden, kararan havadan. Müzede dolaşırmış gibi dolaştığım sokaklarda fark ettirmek istemiyorum kendimi. Yıkıntılar üzerinden geçip gidiyoruz ve köyün sonuna varıyoruz … Karşımıza dağlar çıkıyor evlerin bittiği yerde. Dağlardaki tek tük ışıklar İsrail sınırlarıymış. Hemen geriliyorum. Orda dikilip baka kalıyorum. “Acaba beni görüyorlar mı? Hedefte miyim acaba? Acaba bombalarlar mı?”, “Ey insan! Sen neden varsın?” diyorum. “Özür dilerim Allah’ım!” diyorum. Tam bunları geçirirken zihnimden Aytaş-Şaab’ın yıkıntıları arasından medeniyet gösteriyor başını. Çocuklar beliriyor yavaş yavaş. Nereden çıktıklarını anlamıyoruz. Hemen havası değişiyor Aytaş-Şaab’ın. Soğuktan burunları yanakları kızarmış çocuklar yavaş yavaş bize yaklaşıyor. “İnziluuu inziluuuu” (Arapça inin) diyip duruyorlar. “Nereye inelim” diyorum şaşkın şaşkın, “Bize gidelim bize inelim, sizi misafir edelim.” diyorlar. İşte medeniyet göründü. Tüm kasvetim dağıldı. Tüm ümitsizliğim ve dünyaya nefretim. Benim çocuklarım işte. Ümmetimin çocukları. Sonra Allah’ın, melekleriyle olan diyalogu geldi aklıma. “Yeryüzünde bozgunculuk yapacak ve kan dökecek kimseyi mi tayin edeceksin?” dediğinde melekler, “Ben sizin bilmediğinizi bilirim buyurmuştu.” ve Allah insanına güvenmişti. İnsanlarını koru Allah’ım! Düşmanlarını da helak et. |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
Sponsor Aile projemize ilgi büyük İHH İnsani Yardım Vakfı’nın, dünyadaki mağdur yetimlere kucak açmayı hedef ed...
Afrika’ya sekiz yeni mescit daha Afrika’nın çeşitli bölgelerinde mescitler inşa ederek bölge halkının i...
İHH İnsani Yardım Vakfı, 2007 Nisan’ında “Siz Görürseniz Onlar da Görecek” sloganıyla başlattığı Afrika Katarakt Proj...
Değerli Gönüldaşımız, Hayırda yarışma mevsimi olan Ramazan’ı idrak ettiğimiz şu günlerde, İHH İnsani Yardım Vakfı olar...
Bu yıl yağmurların geç başlamasıyla ekinlerin büyük zarar gördüğü ve kuraklık sebebiyle birçok insanın hayatını...
Şanlıurfa Valiliği tarafından dünyada hoşgörü ve iyiliğin varlığını anlatmak amacıyla düzenlenen 2. Uluslararası Halil İbrahim Bul...
Ramazan ayı... Kıyam ve sıyam günleri... Rahmet meltemlerinin yüreklerimizi derinden okşadığı huzur yüklü saatler... ...