Anasayfa arrow İnsani Yardım arrow Sayı 33 arrow Kudüs, sen neden bu kadar sevilirsin!
Kudüs, sen neden bu kadar sevilirsin! PDF Yazdır E-posta
Yazar İbrahim Karagül   
Kudüs, sen neden bu kadar sevilirsin!Kudüs’teyim. Kudüs ve Filistinliler için olağanüstü bir gün bugün. Çünkü Kadir Gecesi. Filistinliler için dini anlamının yanında bir kimlik bilincinin canlı tutulması aynı zamanda. Ramazan ayının son cumasının Kudüs Günü olması, İslam dünyasında Mescid-i Aksa’ya olan ilginin zirveye çıkmasına neden oluyor. Ama Kadir Gecesi’nde Mesci-i Aksa’da olmak, Filistin halkı için hem dini bir kurtuluş arayışı hem de var oluşun, ayakta kalmanın, direnmenin, yok olmamanın göstergesi.
“Bu akşam en az yüz bin kişi toplanır.” dediklerinden inanmadım. “Belki on bin diyecekken yüz bin dediler.” diye düşündüm. Ancak öğleden sonra Kudüs’ün sokakların dolup taştığını, heyecan ve telaşın her yanı kapladığını, trafiğin işlemez hale geldiğini, Mescid-i Aksa’ya açılan kapıların ve daracık sokakların kilitlendiğini görünce gerçeği kavramaya başladım. Kudüs’te oturanlar sokaklara dökülürken, kentin dışında kalanlar, otobüslerle şehre akın ediyorlar, gelemeyenler İsrail’in ördüğü utanç duvarını zorluyordu.

Kudüs’ü Filistin’in diğer bölgelerinden ayıran duvarı görmeye gittik. Kente gelemeyenlerin hikayesini dinlemeye. Kontrol noktalarında olağanüstü güvenlik önlemi alan İsrail polisi ve askeri, şehre girmeye çalışanları engellemeye çalışıyor, ara sıra göz yaşartıcı bomba sesleri duyuluyordu. Kudüs’ü Batı Şeria’dan ayıran duvarın, komşuları, aileleri birbirinden kopardığını orada tüm çıplaklığı ile görmek acı verici. Arada sekiz metrelik bir duvar, arkasında Batı Şeria, bu tarafta Kudüs’te adeta açık hava hapishanesinde yaşama mahkum edilen Filistinliler. Sadece 60 yaşın üstündekilere Kudüs’e girme izni veriliyor.
Gençlerin öfkesi, sabırsızlığı ve Mescid-i Aksa’ya ulaşmak izin gösterdikleri göz yaşartıcı çaba, duvarlara yazılan sloganlarda kendini gösteriyor. Hiç değilse bu akşam, bu gece Mescid-i Aksa’da olmak onların için karşı konulmaz bir tutku ama ulaşamıyorlar işte. Kaçak yollardan bir şekilde gelebilenler, adım başı bekleyen İsrail askerleri tarafından tutulup otobüslere bindiriliyor ve geri gönderiliyor.
Gazze’de, Cenin’de, Ramallah’ta, Beytüllahim’de, El Halil’de yaşayanlar 18 yıldır Mescid-i Aksa’ya gelemiyor. Fatih’ten Eyüp’e gidememek gibi bir şey bu! Ya da Ayasofya’dan Sultanahmet’e geçememek gibi…

Duvarlara hapsedilen Kudüs’te yaşayanların rahatlıkla girebildikleri bu kutsal mekana eğer bütün Filistinliler gelebilselerdi ne olurdu kim bilir! İftar vakti yaklaşınca caddelerden, sokaklardan akın akın Mescid’e giden insanların arasına karışıp, İsrail kontrol noktalarından ve daracık sokaklardan geçip Mescid-i Aksa ve Kubbet-us Sahra’nın avlusuna girebildik. On binlerce insan, kadın, çocuk, yaşlı, genç, aileler dev avluyu doldurmuş, yer sofralarını kurmuş iftar vaktini bekliyordu.

Kubbet-us Sahra’nın avlusu kadınlara ayrılmıştı. Mescid-i Aksa’nın avlusu ise erkeklere. Ancak kadınlarla erkekleri birbirinden ayıran net bir çizgi yoktu. İftardan sonra oldukları yerde namaza başlayanların önünde kadın grupları namaz kılıyordu. Teravih vakti gelene kadar avluya insan seli devam etti. Yer bulmak, adım atmak, neredeyse imkansız hale gelmişti. En az 120 bin kişi avluyu doldurmuştu ama, Mescid-i Aksa’ya açılan sokaklardan insan seli gelmeye devam ediyordu.

Ağlama Duvarı'na yöneldik. İzin verilmedi. “Yarın gelin” dediler. Tam geri dönecekken izin verildi. İçeri girdik. Süleyman Mabedi'ni ortaya çıkarmak için yapılan kazı çalışmaları, dehlizlere uzanan demir parmaklıklı kapıların açıldığı alanda elli-yüz kişilik Musevi grup dua ediyordu. Duvarın hemen üstünde ise 250 bin kişi teravih namazı kılmaya başladı. İki mescidin kubbesini, etrafındaki coşkuyu bir de oradan izledik. Tekrar alana döndüğümüzde kalabalığın izdiham noktasına ulaştığını fark ettik. Bir süre sonra kendimizi alanı çevreleyen surlardan dışarı attığımızda insanlar hâlâ kapıları zorluyordu. Çünkü on binlerce insan sabaha kadar orada kalacaktı.
Eski kentin labirenti andıran sokaklarında yön duygumuzu tamamen kaybetmiş halde ilerlemeye koyulmuşken bu şehrin yeryüzünde neden bir örneğinin bulunmadığını düşündüm. Peygamberlerin, dinlerin, medeniyetlerin merkezi bu şehir ve sokaklar, binlerce yıllık taş duvarlar ve daracık sokaklar, dehlizleri andıran evler… İnsana adres, yön ve zaman kavramını unutturan bir sonsuzluk hissi veren şehir… Attığınız her adımın, bastığınız her taşın hikayesini düşündüren şehir… Neden bu kadar kıskanıldığını, neden bu kadar sevildiğini, neden bu kadar sahiplenmek istendiğini, bu şehir için neden bu kadar kan döküldüğünü ancak bu sokaklarda gezerken anlıyor insan!




Recommend this article...

 
< Önceki   Sonraki >


insaniyardim grubuna kayıt ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et


35. Sayı