İnsani Yardım
27. Sayı
Kimliksiz kalan sen misin yoksa ben mi? | Kimliksiz kalan sen misin yoksa ben mi? |
|
|
|
| Yazar Hatice Orman | |
“Ben hayvanlar gibi yaşamaktan bıktım, böyle başkalarına muhtaç yaşamak istemiyorum artık.” diyor, İstanbul Fenerbahçe Çeçen Kampı’nda ziyaret ettiğimiz Adem amca. Yüreğim yanıyor bu sözleri duyunca. Dilimden bir “Estağfirullah” sözü çıkabiliyor ancak. Eziliyorum. Bir insana bu sözleri söyletenler arasında olmaktan korkuyorum. “Meşru olarak Çeçen olamıyorum, Rus olmayı ben kabul etmiyorum, kimliğim yok, varlığım kabul edilmiyor.” diye devam ediyor. Düşünüyorum da “Estağfirullah” kelimesinin yerini bulduğu yer burası. Hiçbir mekana bu kadar güzel yakışmazdı “Allah bizi affetsin.” Allah sana bu sözleri söyletenleri, seni bu sözleri söyleyecek duruma düşürenleri affetsin. Yok Adem amca, sen hakikaten güzel bir insansın, ben buna şahidim.Sen ki yurdunun ikinci kez işgal edildiği 99’da imkanların tükendiği yerden imkan bulmayı ümit ettiğin yere hicret etmişsin. Dini ve milli kimliğinle artık “sen” olarak yaşayamadığın, can ve mal güvenliğinin olmadığı ülkenden en kısa zamanda geri dönmek umudu ile gelmişsin Türkiye’ye. Hani 1400 evvel bir grup insan da artık kendi kimlikleri ile yaşayamadıkları Mekke’lerini terk edip, Medine’ye sığınmışlardı. Duymuşlardı ki Medine halkı onlarla aynı değerleri paylaşıyor. Halkının “insanlığı” sayesinde adı vefakar şehir oldu Medine’nin. Yani hale bakılırsa sen senliğini yapmışsın Adem amca da, ben benliğimden bir hayli uzaklara düşmüşüm. Kendimle, toplumumla, ülkemle sana bir Medine sunamamışım. Seninle olan kardeşliğimi yabana atmışım. “Ensar” sıfatını almaktan o kadar uzaklaşmışım ki sana bu sözleri söyletir olmuşum. Ne mülteci olma hakkı vermişim, ne çalışma hakkı, ne eğitim hakkı, ne sosyal güvence, ne bir imkan… Eğitim, sağlık, iş imkanı sağlamamaktan öte, cüzi yardımlar sıkıştırmışım eline. Bu halimle seni senden etmekten öte, ben benden olmuşum. Seni atalete mahkum etmekle, sana insanlığını kaybettiğin vehmini vermekle asıl ben kaybolmuşum. O da yetmemiş bana, bir de ben sömüreyim seni diyerek, aylarca seni orada burada çalıştırıp hakkını vermemişim. Oysa ben “İşçiye hakkını alnının teri kurumadan veriniz.” buyuran bir Nebi (sav)’e tabi idim. Meğer ne çok değişmişim. Düşmanlarımı dost edinmişim, olmadık hesaplara girmişim, eşkıyaya boyun eğmişim de senin kimliğini, pasaportunu, varlığını tanımaz olmuşum. Ne tekrar yurduna gidebiliyorsun ne de burada kalabiliyorsun. Bu sebeple eşin Çeçenistan’da hasta olan ve sürekli kendisini çağıran annesini yedi yıldır görmemiş. Beklediği izni ancak annesinin vefatından sonra vermişim. “Çıkış izni geldi ama artık annem yok.” diyor eşin. Benim yapacak yine bir şeyim yok. Geç kalmışım. Çeçenistan’da Ruslar tarafından türlü işkencelerden sonra öldürülen kardeşin Ömer’in annesine hapiste esirken yazdığı son mektubu gösteriyorsun bana. “Ne yazıyor tercüme eder misin?” diyorum. Anaya duyulan muhabbet ve ana yüreğini teskin etmek için yazdığı “Hayattayım!” ifadesiyle gözlerin doluyor. Ben yine “Biiznillah şehitler ölmez” diyerek seni teskin etmekten aciz kalıyorum. Çeçenistan 91’de bağımsızlığını kazanmadan, Sovyetler döneminde yaşadığın 8 bin nüfuslu köyde bulunan bir tek Kur’an nüshasının üzerine titrediğinizi anlatıyorsun. “ Kur’an öğrenmek ve öğretmek yasaktı, dinimizi öğrenemiyor ve yaşayamıyorduk.” diyorsun. Sen tüm baskı ve zulümlere rağmen dinini öğrenebilmişsin, İslam’ın bahşettiği güzel fıtratı yansıtıyorsun. Benim diyarımda Kur’an nüshaları çok ama ben kesretten yokluklar türetmişim ki bu haldeyim. “O dönemde camiler depo, salon, sinema olarak kullanılıyordu.” diyorsun. Ben kendi camimi kendi elimle kilise yapmaya girişmişim. Ne yaman çelişki değil mi? Çeçenistan’daki mücadeleyi anlatırken “Zenginlik, makam, mevki hatta milliyet için savaşanlar çoktan kaçıp gittiler ya da pes edip Rus yanlısı oldular. Şu an orada mücadele verenler sadece imanlı olanlar. İnsan canını o kadar kolay ortaya koyamaz. O, o kadar kolay değil.” diyorsun. Bu uğurda verilen canlar Mevla’ya teslim, ya ben ölmüş benliğimi nasıl ıslah edeyim? Sana cüzi de olsa yardımlar ulaşır belki, ya benim manevi mağduriyetlerime hangi eller yetişir? Sen biiznillah savaş sona erer de Çeçenistan’ı ayağa kaldırırsın, ya ben yüzyıllardır mazlum ve mağdur olan benliğimi nasıl geri getireyim? Sen başkasının eli ile cebren dinine, kültürüne, ahlakına, kıyafetlerine yabancılaştırılmak istenmişsin, ben kendi kendime sırt dönmüş başkası olmaya çalışıyorum. “Kim bir topluma benzeme çabasına girerse, o onlardan olur.” buyuruyor Nebi (sav). Şu halde “kimliksiz, kişiliksiz, izansız” kalan sen değilsin, o benim. Herkes birileri ve bir şeylerle imtihan oluyor. Benim halim nice olacak, sen hesabını verirsin de ben seni bu halde bırakmanın yani ben olamamanın hesabını nasıl vereceğim? O yüzden “Estağfirulllah” Adem amca. Kendim, toplumum ve ülkem adına senin şahsında ülkemde misafir olan tüm Çeçen kardeşlerimden af diliyorum. Hakkını helal eyle. ![]() ![]() ![]() |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
25-27 Haziran 2008 tarihleri arasında İsviçre’de Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (BMMYK), Sivil Toplum Kurulu...
Azerbaycan'ın başkenti Bakü’de bulunan Çeçen mültecilere yönelik düzenli yardımlarına devam eden İHH İnsan...
SEMİNERLER: 12.06.2008, Avcılar/İstanbul Avcılar’da İlim Kültür ve Hizmet Vakfı,...
Şanlıurfa Valiliği tarafından dünyada hoşgörü ve iyiliğin varlığını anlatmak amacıyla düzenlenen 2. Uluslararası Halil İbrahim Bul...
Bulgaristan’da 300 çocuğu sünnet ettirdik Bulgaristan’da Müslümanlara destek olmaya devam eden İHH İnsani...
Mağdur mültecilere giysi yardımları İHH, Kırklareli Gazi Osman Paşa Yabancı Kabul ve Barındırma Merkezi’nde geçici olarak...
İki milyona yakın bir Müslüman nüfusa sahip olan Nepal’de İHH İnsani Yardım Vakfı’nın desteğiyle gerçekleştirilen te...