İnsani Yardım
Sayı 31
Ben senin oğlunum Bosna | Ben senin oğlunum Bosna |
|
|
|
| Yazar Demet Tezcan | |
1992 yılındaki çıkış noktamız olan Bosna Hersek’teydik bir kez daha. 11 Temmuz Srebrenitsa Katliamı’nın 11. yıldönümüydü. 1995 yılında katledilen binlerce mazlumun toplu mezarlardan çıkan ve DNA incelemesi tamamlanan cesetleri her yıl katliamın gerçekleştiği 11 Temmuz’da Srebrenitsa şehitliğine defnediliyor. Bu programa binlerce insan adeta sel olup akıyor.Saraybosna’ya ulaşmamızla birlikte binaların yüzünde savaşın, çatışmaların izlerini görüyoruz. Şarapnel parçalarının delik deşik ettiği duvarlar birer vahşet abidesi gibi duruyor. Ve sonra hayalet görünümündeki darülaceze… Acizlerin, düşkünlerin, çaresizlerin öylece ölüme teslim olduğu bina, gözü dönmüş Sırp canilerince yakılıp, harabeye döndürülmüş. Vahşetin boyutunu gözler önüne sermek için, ibreti alem için öylece duruyor. Saraybosna’dan hemen ayrılıp Srebrenitsa’ya doğru yol alıyoruz. Yeşilin her tonunun arasına serpilmiş, balkon ve pencerelerinden rengarenk begonyaların sarktığı evlerle kusursuz bir tablo gibi duruyor Srebrenitsa… Bir tünelle birlikte Sırp bölgesine geçiyoruz. Haritada Bosna Hersek olarak görülen ancak “Sırbistan Cumhuriyeti” tabelalarının asılı olduğu bölge. Lahana, mısır ekili, yeşilin dolup taştığı münbit arazilerden geçiyor yolumuz. “Bir köyde Katolik kilisesi varsa orası sadece Hırvat, Bir köyde Ortodoks kilisesi varsa orası sadece Sırp köyüdür, ama bir köyde minare varsa orada hem Boşnak hem Sırp, hem Hırvat vardır.” diyor mihmandarlarımız. Çeçen komutan Şamil Basayev’in şahadet haberi bu yolculuk serüvenimizin ortasına bomba gibi düşüyor. Ve dünyada halen süren sıcak çatışmaların, işgallerin varlığına bir şehit bir kez daha şahidlik ediyor. Sırp katil Radovan Karadziç’in en uzun süre saklandığı ormanlık araziden, Sokolats’dan geçip 3,5 saatlik yolculuktan sonra ertesi gün defin töreninin yapılacağı şehitliğe varıyoruz. Bosna halkınca çok sevilen Heyet-ül ulema Başkanı Mustafa Çeriç konuşma yapıyor. Kayıp Cesetleri Araştırma Komisyonu Başkanı Amor Masoviç’le görüşüyoruz. Toplu mezarlara ulaşmanın zorluğunu, her bir kemik parçasının bile kayıp aileleri için büyük umutlar demek olduğunu, bu mezarlardan henüz iki aylık bebeklerin bile çıktığını ve toplu mezarların halen bir ölüm tuzağı olduğunu anlatıyor. Sırplar 18 metre derinliğe gömdükleri cesetlerin etraflarını mayınlarla çevirdikleri için çalışmalar ölüm tehlikesi altında gerçekleşiyor. Kuyulara, mağaralara atılan cesetlerden, her bir parçası başka başka yerlerden çıkan cesetlerden söz ediyor başkan Masoviç. Dağın taşın üstü, evlerin bahçeleri mezarlık. Kah bir evde, kah bir camide, kah bir meydanda topluca ateşe verilen bedenler, köprü üstlerinde kasap elinden geçercesine parçalanıp nehre atılan genç, yaşlı, çocuk ve bebek bedenleri… Boyu tüfek boyundan uzun 9 ila 12 yaşındaki tüm erkek çocuklar da dahil olmak üzere Srebrenitsa’ya güvenli bölge diye sığınmış halkın yaşlısıyla genciyle bütün erkekleri üç gün içinde kırılmış… Srebrenitsa, umudunu halen yitirmemiş kadınların bölgesi. Onca ölüme ve onca toplu mezara rağmen eşlerinin, oğullarının ölmediğine her hangi bir Sırp kampında çalıştırıldığına inanan ve bir gün ansızın bir haber alma umuduyla yaşayan kadınlar beldesi. Ve 11 Temmuz günü Sırplarla iç içe yaşayan halkta gerilim ve acı had safhada. Srebrenitsa şehitliği mahşer meydanı… Kızgın güneş altında saatler öncesinden başlayan gergin bekleyiş. Öğle ve ikindi namazı cem ediliyor ardından cenaze namazı. Meydanda bir Arafat sahnesi… Soyların kurutulduğu katliamdan kurtulmayı başaran insanların kimi iki, kimi üç yakınını birden defnediyor o gün. Acı, hüzün, göz yaşı hakim. Bir tabut seli akıyor önümüzden 100, 200, 300, 400, 500, 505… Fonda isimleri zikrediliyor bir bir “Aliç Hasan Fadıl Srebrenitsa, Aliç Yuse Yusuf, Aliç Rasim Sufe…” Artık kendi başlarına, mezar taşlarında isimlerinin olduğu bir kabirde bekleyecekler Sırp canilerle hesaplaşacakları hesap gününü. Srebrenitsa şehitliği kemikleri bir araya getirilerek oluşturulacak cesetleri, kayıp on binleri bekliyor. Küçük çocuklar hiç görmedikleri dayıları, dedeleri için ağlıyor anneleri ile birlikte. Anneler, eşlerine, abilerine, baba ve amcalarına… Savaşı, çarpışmayı, işkenceyi ve ölümü karşılamak erkeklerine düşmüş Bosna halkının. Gidenlerin acısını, acı yolculukların serüvenini, kimi zaman tecavüzü, çileli bekleyişi, ayrılığı yoldaş, gözyaşını sırdaş edinmek de kadınlarına… Aslında 92’de ölmüşsün, aslında 95’te, aslında bir kez daha yeniden 2006’da ölmüşsün. Her toplu mezar bir kez daha öldürmüş. Şu tarihte topladılar erkekleri, şu tarihte haber alamaz olduk, şu tarihte topluca katledildiklerini duyduk, şu tarihte toplu mezarda bulduk… Bitmeyen bir ölüm silsilesi. Her yaştan cesedin, her çeşitten ölümün şahidi Drina nehrine ve dağa taşa karışan cesetler. Resmi ağızlarca dillendiremeseler de bir soykırım öyküsüdür Bosnalının yaşadığı. Gorajde: Sırp bölgesindeki tek Müslüman kent Gorajde, Sırp bölgesinde yer alan bir Müslüman Boşnak yerleşim birimi. Sırplar bu kenti savaşta almaya muvaffak olamamış. Mücahidler büyük bir direniş örneği sergileyerek, ağır silahlar ve düzenli ordular karşısında basit silahlarla savunarak burayı Sırplara vermemişler. Ne var ki savaşla ele geçiremedikleri bu kenti, şu an Batılı kuruluşların misyoner faaliyetlerine hizmet eden kültür merkezleri ile değiştirmeye çalışıyorlar. Biz de İHH olarak Gorajdeli bir mücahidin açtığı kültür merkezine destek veriyoruz. “Ben senin oğlunum Bosna…” Ziyaretimizin son günü yine başkent Saraybosna’dayız. Aliya İzzetbegoviç’in mensubiyeti nedeniyle beş yıl hapse mahkum edildiği Mladi Müslimani’yi (Genç Müslümanlar Birliği) ziyaret ediyoruz. Duvardaki panoda şair Cemalettin Latiç’in yazdığı Bosna Milli Marşı ve Türkçe tercümesi var. Marşın bulunduğu bölümün hemen üstünde Aliya’nın fotoğrafı, “Ben senin oğlunum.” diyor, şimdilerde değiştirilmiş ve artık okunmayan milli marş. Bosna’da kan şimdilik durmuş. Kanlıları, namuslarının düşmanı, oğullarının eşlerinin katili Sırplarla iç içe yaşıyorlar. Bir yanda Sırp, bir yanda Boşnak askeri. Bir gün ansızın çıkarıldıkları kentlerde, köylerde bir daha aile olamadan, kayıpları, acıları, eksikleri ile birlikte yaşıyorlar. İçlerinde bin bir ah, içlerinde bin bir beddua… “Unutma, unutturma!” yazıyor tişörtlerinin üstünde, sokaklardaki afişlerde. Unutmuyorlar, unutmak isteseler de unutamazlar. Çünkü halen yüzlerce mezar hazırlanıyor, halen defin işi sürüyor. Çünkü mezarını kazacakları daha binlerce kayıp var. Suskun ve küskünler. Bosna şimdilik susmuş. Ateşini, yangınını, patlamasını, kaynamasını, içinde tutuyor. Bosna volkanını içinde tutan bir yanardağ gibi, sönmüş ama küllenmemiş olarak bekliyor. ![]() ![]() ![]() |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
İki milyona yakın bir Müslüman nüfusa sahip olan Nepal’de İHH İnsani Yardım Vakfı’nın desteğiyle gerçekleştirilen te...
Azerbaycan'ın başkenti Bakü’de bulunan Çeçen mültecilere yönelik düzenli yardımlarına devam eden İHH İnsan...
“Geçmişi unutmayın ama geçmişte de yaşamayın.” diyen Aliya’nın, geçmişi unutmayan ama geçmişte de yaşama...
Mağdur mültecilere giysi yardımları İHH, Kırklareli Gazi Osman Paşa Yabancı Kabul ve Barındırma Merkezi’nde geçici olarak...
Bosna Savaşı esnasında 10 bine yakın Boşnak Müslüman’ın acımasızca katledildiği Srebrenitsa Katliamı’nın 13. yıldönüm&...
İHH İnsani Yardım Vakfı, Irak halkının yaralarının sarılmasında sivil toplum kuruluşlarının önemine binaen Irak Türkmen Kadınlar Derneği tem...
Bu yıl yağmurların geç başlamasıyla ekinlerin büyük zarar gördüğü ve kuraklık sebebiyle birçok insanın hayatını...